21 Mayıs 2011 Cumartesi

BEN İNGİLTERE'DEYKEN... 1

İngiltereye geleli sadece 11 gün oldu.  ama sanırım 2 yıl gibi hissediyorum. Anlatacak çok şey, yazacak daha  çok şey var. Yeni sorunlarım, seni sevinçlerim ve yine özlem duygum var. Sabırlı olmadığımı bir kez daha gördüm ama sanıyorum 'zaman' dedikleri -en iyi- ilaç bana da iyi gelecek.
Burası, bana en küçük davranışımın bile; yetiştiğim kültürün öğesi olduğunu, aslında yaptığım her şeyin benim dışımda varolduğunu anlamamı sağlıyor. Sanki bir kavanozdan çıkmışımda okyanusa açılmışım gibi… Yabancı olduğunu hissettiren konuşulan dil değil, yaşam biçimi. Bazı şeyler var değişmiyor sanki, gerçi bunu söylemek için biraz erken ama şimdilik öyle düşünüyorum. Aynı olan duygular, hisler, tartışmalar var. Mesela “aile trajedisi” aynı, kadının gözlerinden çıkan alevle, adamın öfkeli bakışları benzer; sadece dil farklı ama ardından gelen üzüntü tıpatıp bizdekinin aynısı…
Buradaki de yaşamak, oradaki de… Değişimi yaratmak sana kalmış. Öz değerlerini kaybetmeden, uyum sağlamak en güzeli… Görülecek ne çok yer var, daha bilmediğim ne çok şey var. Hepsini öğrenmek imkansız ama en azından hayatın hiçbir gününü boşa geçirmemek lazım.

Geleliden beri 3 kere kayboldum, bugünkünü de sayarsak 4 oldu. Normalde haritama baka baka gidiyorum ama nasılsa biraz öğrendim bakmadan da gidebilirim diye düşündüm. 10 dakikalık yolu 45 dakika da geldim. Çünkü yarım saatin sonunda, bir de baktım ki başladığım yerin yan sokağına çıkmışım. Bu kadar zayıf yer yön duygusu olan başka bir canlı daha yoktur herhalde… neyse kaldırımın kenarına oturup, kendime kızmakla meşgulken; haritadan doğru yolu aramaya koyuldum. Bir yandan da bisikletimle konuşuyordum. Yaşlı bir dede yanımdan geçerken kaybolduğumu anladı ve durdu. İstersen yardım edeyim dedi haritaya baktı. Doğru yönü gösterdi. Sinirlenince suratımda oluşan mal, agresif, gergin ifadenin ülke sınırı tanımadığını da bugün anladım. Çünkü “sevimli dede” bana giderken dedi ki: “ Sanırım yeni geldin, tabiî ki de kaybolacaksın, bak ne güzel bir yolda kaybolmuşsun; ağaçlar, kuşlar, renkler… Tadını çıkar.  Belki daha sonra yine kaybolursun, bisikleti durdur, derin bir nefes al, beşe kadar say, biraz etrafı seyret, sonra haritana yeniden bak, çünkü o zaman gitmen gereken yolu bulacağına eminim.”
Sanki film çekimindeyim sandım. Yani küçük bir şok yaşadım. Sanki filozof dedeyi bana yol tarif edip, hayatla ilgili cümleler kursun diye birisi yollamış gibiydi.  Resmen öyle oldu. Dede cümlesini bitirip kendi gideceği yola yöneldi. Yavaş adımlarla kayboldu, bende bir süre etrafı seyredip; yüzüme hafif hafif çarpan rüzgarın tadını çıkardım. Ve evin yolunu da çok kolay buldum. Sanırım o yolu asla unutmam. Ama o dedeyi bir daha görür müyüm bilmem?
Gülçin Güler

3 Mayıs 2011 Salı

pina, ah pina...

ne düşündüm izlerken seni, sinemanın beş dolu koltuğundan birinde otururken, gözlüklerimi bir kitap okuyacakmışım gibi taktım, bir resme bakar gibi, fotoğraf çeker gibiydi, üç boyutlu olmasının da içinde, orada hissetmeme yardımı oldu. gördüğüm her şeyi anlatmak isterim; ama izlemeyip okuyanlar olursa diye bekliyorum. ilk "konuş onunla (hable con ella)" filminde tanımıştım pina'yı, "Cafe Müller'i görünce filmde diğer film geldi gözümün önüne ve onu olduğunda daha fazla gerçekliğe kavuşturdu. 


filmde dansçılar o kadar güzel betimliyor ki pina'nın anlatmak istediklerini danslarıyla, bir çok çerçevenin dışında farklı bir yer, gitmek isteyip gidemediğin uzak bir ülkeye gitmek gibiydi dün hissettiklerim. 
onlarla aynı sahnede, aynı toprakta, aynı dolunayda, aynı dalgalar ve sularda olmak isterdim.
düşen sandalyelerde, kapalı gözlerle duvara bir resim gibi çivilenirken, eteklerinden sular etraflarına sıçrarken orada olmak isterdim.









şiddetle tavsiye ediyorum.

3Mayıs'Ceren

2 Mayıs 2011 Pazartesi

la notte etterna

"tamu'ya yuvarlanmak
kaç sonsuz gün düşündürür insanı..."
                                             2004
son zamanlarda hep emma shaplin var kulağımda, yollarımda, yanımda, benimle. bahar gelir, yaz gelir... ateş ağaçlarının çiçekleri söndü. karışık bir mevsim yaşıyoruz, yağmurlar bizimle yol alıyorlar, yağmurda kabuğundan kafasını çıkaran sümüklü böcekler gibi çıkarttım kafamı saklandığım yerden ve dünya ile karşılaştım. kendimi esirgediğim sokaklara çıkmakla başladım işe, okumakla, yazmakla, bakmakla güzel olan şeylere... sevgilinin elini tutmakla, artık uzayan ayrılıkları yakmakla, yerine özet yollar koymakla başladım yeni mevsimlere.
sıkıştırılmış sosyal bir mevsimdeyim. gidilmesi gereken çok yolum var, uzak ülkelere yollanacak dostlar, vedalar, karşılamalar... herkesin bir şeyin ucundan tuttuğu bir mevsimde elim açık bekliyorum, bir şey bana doğru gelecek biliyorum. kucaklanıp kutlanması gereken günler ve geceler...
bir çok şeyi yoluna koyduğu için O'na şükürler...
içim bir taşkın, içim geri çekilmesi gibi denizin, içim bir salıncağın zincirlerinin boşalması gibi, içim bir dübel gibi, asırlardır dönen bir yel değirmeni ve "sonsuz bir gece" gibi...

Milli Tainan Yaratıcı Dans öğrencileri, 2005, photo by Anonim

mayıs2011'Ceren