14 Aralık 2010 Salı

romantik filmler geçidi

kız otobüse biner, koltuğunu bulur cam kenarı, hep yan koltuğunun boş olduğunu hayal ederek oturur koltuğuna, genellikle çaresiz genç anneler ve kucağında bebekleri, vurdumduymaz anneler ve haşarı çocukları, koluyla dürtükleyen orta yaşlı teyzeler ya da seyahate çıkmanın heyecan verici yükünü taşıyan üniversiteli bir genç bayan... yan koltukta biri vardır ve modernleşen, teknolojinin hat safhada olduğu otobüslerde çeşit çeşit filmler vardır. içi özlemle dolu olan kızın ilk atladığı cevap romantik komediler olur. bir hayal alemine dalmak üzeredir bir yandan tekerlekler kat ederken yolu, aklı olduğu yerde durmamaktadır, gittiği yolun sonunda filmin ortasına düşeceğini sanmaktadır.





bu karlı havada kısacık olan mesafe uzadıkça uzadığı için ardı ardına bir kaç romantik film izlediğim için iki gündür etkisinden kurtulamadım. filmler arasındaki ortak paydaları bulmak çok kolaydı. olay örgüsünün hep aynı olması, o romantik hem de oldukça kaba ve maço, o ilk başlayan nefret dolu anların kendini romantizme bırakışı falan... ama hep sevdim bu yinelenen filmleri, oyuncuların ve şehirlerin, ülkelerin farklı olmayışı bile, esas oğlanın aylak aylak dolaşması, espri anlayışı, kapanmayan eski bir yarasının oluşu, şarap içenin değil de hunharca bira şişesini deviren erkeğin kazanması oyunu... yine de sevdim. kendimi kızın yerine koymadan izlediğim filmlerden bunlar. biz o kız olmayacaktık; ama o erkek ortalamada aranıpta bulunamayan erkektir.

romantik filmler geçidinden bir çıkış, otobüsten iner kız.


Ceren'14aralık2010

12 Aralık 2010 Pazar

pencereden kar geliyor...

Yağmurun kara öykündüğü bir gündü. özlediği beyaz yolculuk gelmeliydi, geldi. Bir kadın camdan sokağı seyretti ve talihsizlik kuşunun başında döndüğünü düşündü. Acıyı hissetti sağ ayağında ve biraz metallerden bahsetti kendine. Bir adam uyuyordu, sol kolu uyuşup duruyordu, sinirlerini bozuyor, küçük beyaz bir leke gibi sızıyı içinde tutuyordu. Kadın araladığı perdeyi kapattı.

Bir çocuk yüzüne vuran keskin rüzgara her gün yeniden alışmaya çalışıyordu, gözü kapıda ha açıldı açılacak ve başka bir çocuk kapının kapanma sesini duyacaktı. Biri girecek diğeri çıkacaktı.
Bir kız soluk alırken zorlanıyordu, uğurladığı misafirlerin ardından kendini usulca bıraktığı yatağına. Yeni bir şeyler denediği hayatta kendi cesaretine hayretle bakıyordu. Bir bileğindeki genlerinden bir bilezik, diğer bileğindeki gümüş bir prangayı kıskandı.

Sarı, kıvırcık saçlı o kız rüya görüyordu.
Kömür karası gözlerini yuman o dilber şimdi ne yapıyordu?

Ceren '11aralık2010

8 Aralık 2010 Çarşamba

ruhumdaki çatışma

     
      Bu bir yol. Her zaman su gibi akmıyor. Önemli olan her şeye rağmen devam edebilmek. Hayatına sahip çıkabilmek.Ve bir yerlerden başlamak gerek... Başlamak içinde: radikal bir kararsa gerekli olan, cesurca almalı; hiç vakit kaybetmeden.
      Yine kalbimin; aklımın pençesinde kıvrandığı an'lardan birindeyim. Düşüncelerim isyanlarda, duygularımsa en güçlü nutuklarını atmakta. Aynayla her karşılaştığımda; gördüğüm bedenim değil: içimdeki çatışma...
Tam kendime kızmaktan vazgeçip, kabullenmeye başladığımı hissettiğim anda; şu sözü görüyorum:
"YIKIM, DÖNÜŞÜME GİDEN YOLDUR."
      Sonrasında uzun ve ketum bir sessizlik. Şimdi ise yeniden başa döndüm.
gülçin güler