Tek bildiğim şey bir gün -herkes gibi- öleceğimdi. Birden
uyandım ya da hiç uyumamıştım aslında… kaybolup gitmekten korktum. Kendimi var
edememekten korktum. Hayatta her şeyi yarım bıraktığım için kızdım bir an
kendime… ne çok kılığa bürünmüştüm isteyerek ya da istemeyerek.
Düşünüyorumda: insanlar daha az konuşmalı galiba.... çünkü, ne zaman konuşsalar yalan söylüyorlar. Altı gün boyunca hiç konuşmasanız mesela... ama hiç...Susma’nın
tadını çıkarsanız. Tepkisizce izleseniz sadece...
***
Ben hep denerim "hayat"ı, insanın ‘deneyerek’ öğreneceğine
inanırım çünkü…
Bir gün çocuk olurum, oyun parkında bulurum kendimi, ertesi
gün yetişkin bir kadın rolüne bürünüp giyerim topuklu ayakkabılarımı, bugün öğrenciyim, yarın çalışan sonra da
bir bakmışsınız kedi olmuşum.
***
Tanıştığımız her insandan, gittiğimiz her yerden, okuduğumuz
her yazıdan, dinlediğimiz her söyleşiden, izlediğimiz her tiyatro oyunundan
öğrenecek bir şeyler vardır. Sadece o an da senin algılarının öğrenmeye açık
olup olmadığıyla ilgilidir belki de…
Kaybettiğimi sandığım ilham perimi buldum, içimde bir
yerlerde saklanmıştı sadece… müziğin ritmini duyunca kendiliğinden çıkageldi.
Uzun zaman olmuştu, yoktu ortalıkta, sordum “nerelerdeydin?” dedim. Ukala bir
tonla cevapladı : “Bunu bana sen mi soruyosun Gülçin, beni senden uzaklaştıran
da sensin, yakınlaştıran da…” dedi.
***
Şimdi hem yürüyorum hem dans ediyorum. Dram’dan
besleniyorum, çok düşünmüyorum aslında, yine de yaşıyorum. Mutsuz olmaktan
korkuyorum.
-
Neden? Dedi.
-
Bilmem.
-
Sen hep böyle bilmez misin?
-
Bilmem.
Sessizlik.
"Korkularından kaçamazsın, hayatını sonuna kadar deneyerek
yaşayamazsın, ölene kadar umarsızca sırtında çantan gezemezsin, her zaman
istediğin yerde olmazsın…." dedi
- --Neden olmasın ki… dedim.
Gülçin Güler...


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder