9 Şubat 2016 Salı

Koyusiyah'a Mektup...

…Herşeyden evvel mutlak bir samimilik taraftarıyım. İnsan her şeyi açıkça söyleyemedikten sonra neden yazı yazsın? (A. Hamdi Tanpınar)

Kendi içimde kavram kargaşası yaşadığım şu günlerde bana en iyi gelen aktivitenin okumak ve yazmaktan ibaret olduğunu anladığım an da, esasında temel sorunun ne olduğunu da buldum. Bu yolculuğa başladığımda ki hisler ve hedeflerle şu an bulunduğum noktanın pek de bir alakası yoktu. Esasında dolaylı yoldan var(!) fakat mesele şu ki; sanki hedefe giden yolu şaşırıp ara sokaklarda kaybolmuş gibiyim. Ve Hayat Hanım’ın her cümlesi aklıma kazınmış gibi… “Zeminini kaybetme Gülçin, orada geçirdiğin her fazladan gün seni biraz daha uzaklaştıracak, sen buranın insanısın. Burada güneş gibi parlarsın fakat orada sistemin içinde kaybolur gidersin. Emeklerini hiçe say demiyorum fakat zamanı geldiğinde, gerekli adımı korkmadan at ve arkana bile bakma! Şimdi zaman öğrendiklerini harmanlama ve aktarma zamanı…” demişti. 

Koyusiyah’tan ne çok şey öğrendim, orada geçirdiğim her günü özlüyorum ve düşlüyorum. 20’li yaşlarımın başlarına tekabül eder Koyusiyah maceramın başlangıcı, aklımda ve kalbimde fırtınaların koptuğu o yaşlarda, dinginliği öğrendiğim yerdi o minik kahve… Bir türlü doğru çekmeceye yerleştiremediğim binlerce şey vardı aklımda, orada geçirdiğim saatlerde öğrendim; hangi bilgi nerede doğru saklanır. Gerçi ilk zamanlar pek konuşmazdı Ruşen Bey… İş ile alakalı bir şeyler sorduğumda ise kısa cevaplar verirdi onun dışındaki sorumlarımla muhatap bile olmazdı. Zaman zaman hafif bir gülümseme belirirdi yüzünde fakat çok kısa bir an olduğu için gerçek mi yoksa hayal mi olduğunu anlayamazdım. Ne aksi adam diye düşünürdüm içimden.

Gelelim Hayat Hanım’a; onun bambaşka bir çizgisi vardı. Bir insana ismi ancak bu kadar yakışabilirdi, “Hayat” gibi bir kadındı. Ruşen Beyin aksine hep gülümseyen ve herkesle çok rahat iletişim kurabilen bir insandı. Bazen hiç beklemediğim bir an da bir cümle kurardı ve arkasında gözlerimin içine derin derin bakıp gülümserdi. Ardından ben o cümleleri günlerce düşünürdüm. Zaman içerisinde birbirimizi daha iyi anlamaya başladık. Hayat Hanım’ın sohbetlerini dört gözle bekler olmuştum, hatta bazı zamanlar İstanbul’a gidip birkaç hafta gelmediğinde; Ruşen Beyin ağzından laf almaya çalışıp ne zaman döneceğini öğrenmeye uğraşırdım. Bu esna da huysuz Ruşen Beyle de aramızda ki duvarlar kırılmaya başlamış ve konuşur hala gelmiştik. Gerçi o beni pek ciddiye almazdı ama ben yine de konuşurdum, o tasavvuf kitaplarından bahseder bende okuldaki dersleri anlatırdım. Sonra sonra onun bana önerdiği kitapları da okumaya başladım. İşte tam o zamanlar da kahve de hep beraber dergi çıkarmaya karar verdik ve dergimizin temel odak noktası da ‘Köy Enstitüleri’ ve bizim ileri de açacağımız Karamanlı Enstitüsü idi. Herkesin minik katkılarıyla aylık dergilerimizi çıkartmaya başlamıştık bile… ilerleyen süreçte kahvenin bir köşesinde bitki çaylarını koyduğumuz yerin hemen altına küçük bir kitaplık yapmıştık, hatta kitapları ilk yerleştirdiğim günü hiç unutmam; heyecandan tekrar tekrar dizip, tüm günümü o kitaplığın önünde geçirmiştim.

Öyle böyle geçti günler… Antalya’ya, dolayısıyla Koyusiyah’a da veda etme zamanım geldi çattı. Güneşli bir gündü, Meltem de ki evimizin balkonunda Ceren ve Kaderle güzel bir kahvaltı yapmıştık. Sonra hazırlanıp Kaleiçine doğru yola koyuldum. Kahve’ye ulaştığımda boğazım düğüm düğümdü. Hayat Hanım’a sımsıkı sarıldım, o da sarıldı; tüm samimiyetiyle baktı gözlerime ve hafifçe gülümsedi  “Güzel haberlerini bekliyorum. Biz hep buradayız, Koyusiyah ve Boncuk’ta hep burada… Hoşça kal…” dedi. Sıra geldi Ruşen Bey’e veda etmeye, o’na son bir sorum daha vardı ve giderayak onu da sormuştum. Sorunun ne olduğunu hatırlamıyorum fakat bu sefer cevapladı diyeceğimi sanıyorsanız, yanılıyorsunuz; dedi ki: “İnsan 30 yaşından sonra insan olur, daha zamanın var Gülçin… Zamanı geldiğinde yani büyüdüğünde sorularınla tekrar gel.” Sonuç itibariyle yine cevap yok, hiç şaşırmadım. Bütün bu süreçte, Ruşen Bey'i olduğu gibi kabullenmeyi öğrendim. 30 yaşımı geçer geçmez, ilk işim biriktirdiğim sorularımla tekrar gitmek olacak; belki beni bu sefer cevaplar... Kim bilir!

Geçtiğimiz Kasım ayında Koyusiyah’ı ziyarete gittim, Ruşen beyin sağlık durumu vesilesiyle gitmiştim. O’nu görene kadar aklımda o kadar çok senaryolar yazmıştım ki! Şu an düşününce kendim bile inanamıyorum. Çok korktum… Sonra ikisini beraber görünce, içim ferahladı, nerdeyse 1 aydır ciğerlerime oksijen gitmemiş gibiydi, Ruşen Bey’in iyi olduğunu ve Hayat Hanım’ın gülümsemesini görünce kalbimin atışları bile normale dönmüştü sanki. Nitekim çok uzun saatlerimiz olmadı fakat kısacık günümüze bile o kadar çok kahkaha sığdırdık ki, görüşemediğimiz yılların acısını çıkardık sanki. Onlardan aldığım enerjinin tarifi yok. Koyusiyah hayatımda olduğu için çok şanslıyım. Yakında görüşmek dileğiyle… Kahve'ye ve Boncuğa iyi bakın…

Gülçin Güler




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder