31 Ağustos 2011 Çarşamba

London :)))

Ve, Gülçin Londra'yı sevmeye başlar...



Londra' da evsiz olmak...


 bu şehirde fotoğraf çekmek harika :)


gündüzü başka bi yüzü sanki :)  bu şehirde uyku yok galiba...
çünkü 24 saat ulaşım imkanı var
ve her geldiğimde biraz daha öğreniyorum

metro olayını da çözdüm sayılır :) 
sanki 3 katlı bir şehir gibi resmen yerin altına iki kat daha var...



26 Ağustos 2011 Cuma

İngiltere günlüğü 6

burda zaman nasıl geçer !!!


yazı yazmaya devam :) farkettimde ;hayatımda düzenli olarak yaptığım, yarıda bırakmadığım, hiç vazgeçmediğim tek şey yazı...
bi de okula yakın bi kafe keşfettim "NERO Caffé" harika kahveler deniyorum. hem ucuz hem lezzetli :) her gün aynı -aşağıdaki fotoğraftaki- masaya oturup; bi yandan yazıyorum bi yandan kahvemi yudumluyorum... huzur buluyorum...
yanımdaki yeni oda arkadaşım ... aynı okuldayız, genelde onunda zaman geçiriyorum ama onun okulu sadece 2 ay, sanırım gittiğinde onu özlicem...
***
daha önce hiç denemediğim mutfakların yemeklerini tadıyorum...
 sağ fotoğraftaki Çin mutfağı sol fotoğraftaki Meksika yemeklerinden bir örnek... 
Japon, Çin, Korea yemekleri benzer sadece bazı sosları değişik, genelde deniz ürünleri ve soya sosu içeriyor, beğendim. Meksika mutfağı; bazen fazla acı olsada lezzetli onuda beğendim.
bi çok zaman klasik İngiliz yemekleri yemek zorunda kalıyorum, işin acığı İngiliz mutfağı pek benim damak tadıma göre değil, ama arada güzel yemekleride var tabii..
neyse işin özü annemin yemeklerini ve tarhana çorbasını çok özledim :) :)

 

***

her daim çalışan bir insan olarak, burda da arada çalışıyorum, bu ilk iş yerimden bi fotoğraf...
garson gülçin :) :)
karşıma iyi insanlar çıktığı için çok şanslıyım,
sağolsunlar çok yardımcı oluyorlar...
ama bi ara resmen cv dağıtma uzmanı oldum
cv'den 20-25 fotokopi çektirip, atlıyodum bisikletime, hepsini dağıtıyordum
ee tabi sonra beni geri aradıklarında, oturup iki saat neresiydi diye düşünüyorum

***
burda haftanın 3-4 günü belli mekanlarda farklı konseptlerde partiler düzenleniyo
kültürel bi durum...
çok farklı ülkelerden insanlar olduğu için herkese hitap edilmesi gerekiyor...
arada sınıftan arkadaşlarla katılıyoruz,
eğlenceli oluyo ama bazen beni pek sarmıyo..
gizlice bi köşede oturup insanları izliyorum yada eve dönüyorum
bazen evdeki öğrenciler ve evin annesiyle çıkıyoruz, o zaman çok güzel oluyor..



şimdilik bu kadar.... 
:) :)

14 Ağustos 2011 Pazar

İngiltere günlüğü 5


Bu günlerde, hayatımda hiç olmadığım kadar cesur, güçlü, adaletli ve anlayışlı hissediyorum. Bu kelimelerin her biri; kendi içinde tehlike ve güzellik barındırıyor.
 Normalde olduğumdan çok daha fazla hoşgörülüyüm, nedenini bilmiyorum ama sinir bozucu olaylara bile hafifce gülümseyip sakin tepkiler veriyorum. İnsanların içinde bulundukları durumları anlamaya çalışıyorum. Gerçi, bazen fazla anlayışlı olma durumu beni yoruyor, ama etrafımdakilerin işine geliyor çünkü -umursamazlığın kolgezdiği bu yerde- ben bütün içtenliğimle yardımcı oluyorum. Dinliyorum, izliyorum, şans veriyorum, sabrediyorum. Önyargısız bir şekilde anlamaya çalışıyorum. Her ayrıntının kültürün bir parçası olduğunu biliyorum, kimi zaman kendimi ifade etmekte zorlansamda; bıkmadan tekrar tekrar deniyorum, bi şekilde anlatıyorum. 
 Adaletse; vicdanınız ve gerçekler arasında kurulması gereken hassas bir kantar gibi, öyle hassas tartmanız gerekiyor ki, kimsenin canı yanmasın… Güçlü kelimesini kullanırken biraz tereddüt ettim ancak açıklamasını yaparsam, kast ettiğim anlamı size aktarabilirim. Buradaki gücün anlamı maddi değil. Manevi ve ruhani sağlamlık anlamında kullanıyorum, bazen öyle farklı durumlarla karşılaşıyorum ki (kültürel farklılıklara bağlı olarak), en doğru tepkiyi seçmem gerekiyor. Ve ben bunu yapabildiğimi düşünüyorum. Kendimi; azgın dalgalarla boğuşan büyük bir teknede hayat kavgasında değil, dingin bir nehirde yol alan küçük bir kayıkta düşlüyorum. Kalbimde sevdiklerim, yanı başımda hayallerim ve her gün biraz daha özgürleşen ruhumla… Cesaret, bu kelime ise son zamanlardaki ‘ben’i tanımlayan tek kelime… Deniyorum, daha önce neden sorusunu sormadan kabul ettiğim her şeyi sorguluyorum. Bunu yapmak hayatımdaki kararsızlıkları bir bir yok ediyor ve bu harika bir his… Önceden günlerimi alırdı bazı kararları vermek, şimdiyse içimden beşe kadar sayıp kendime en yakın hissettiğim cevabı veriyorum, açık ve net… kendim için belirlediğim yeni yaşam biçimi tamamen şeffaf, yalın, basit ve dolambaçsız… 
Gülçin Güler

3 Ağustos 2011 Çarşamba

İngiltere'den (hasretle) aileme


babacım önce videoyu izle sonra yazıyı oku emi...

hiç bu kadar uzun süre sizden ayrı kalmamıştım, üniversite de yakın bi şehirde olmanın avantajıyla ay da bi geliyordum ne güzel oluyodu...
başucuma astığım fotoğrafınızla konuşuyorum her gün, çok özledim çookkk....
hani bi bayram çalıştığım için gelememiştim de, siz Antalya'ya gelmiştiniz... sanırım bu sefer biraz fazla uzağa gittim :( keşke bi mucize olsa da bayramda yanınızda olabilsem...
sizin gibi bi aileye sahip olduğum için çok şanslıyım, buraya gelince bunu daha iyi anladım.
bazen kendimi çok güçlü hissediyorum, sanki herşeyi başarabilecek gibi ama bazen de sizden bu kadar uzakta olduğum için savunmasız bebekler gibi korkuyorum.
bişey daha itiraf edeyim, durmadan sizi anlattıgım için etrafımdakilerin sıkılmaya başladıgını fark ettim...bende artık kendi kendime düşünüyorum.
bazı zorluklar olsa da, genel olarak iyiyim...okulumda iyi gidiyo, herşey planladığım gibi giderse kasım ya da aralıkta ki sınava giricem... beni merak etmeyin...
ordaki gelişmelerden haberdar edin...
kendinize, sağlığınıza dikkat edin...
çok öpüyorum.
mutlu kalın...
Gülçin Güler 

29 Temmuz 2011 Cuma

İngiltere günlüğü 3

İngiltere' de ilk gün :) şaka gibiydi, öyle şaşkın bakıyodum ki etrafa
altta fotoğraftaki tipe baksana :)
aman da aman alışmışta kendisiyle dalga gecermiş :) ha haa
geldiğim ilk gün Londra' da kalmıştım
iyi bir rehber eşliğinde 1,5 gün gezdim, sonra da
okulumun olduğu şehre geçtim.


ilk geldiğim gün çok heycanlıydım,
 saf saf etrafa bakıyodum, bırak İngilizce cümle kurmayı Türkçe'yi bile unutuyodum ara ara... 


bu üsteki fotoğrafların hepsi geldiğim ilk 2 günde Londra'da çekildiklerimden, yazının yanısıra zaman zaman fotoğraf eklesem iyi olur diye düşündüm.
"Yediğin içtiğin sende kalsın, gezip gördüğünü anlat" felsefesiyle ilerleyip, elimden geldiğince anlatıcam bundan sonra...

Ailemin, arkadaşlarımın ( ziynep, burcu, nida, ceren, kader, sırma, sunay, esra, gülcan...say say bitmicek:) hepiniz), kuzenlerimin beni merak ettiğini biliyorum. o yüzden de fotograf eklemek iyi olur dedim. gayet iyiyim, herşey yolunda, hepinizi çok seviyorum... elimden geldiğince eklerim zamanla...
Gülçin Güler
28.07.2011 - Bournemouth / UK 

14 Temmuz 2011 Perşembe

İngiltere günlüğü 2


2 ay 4 gündür buradayım… Ve zaman hızlandı. Alışıyorum galiba…  
İnkar edemem, özlem duyduğum çok fazla şey var. Ama öğrendiğimde çok fazla şey var. Bisikletli yaşama tamamen uyum sağladığımı hissediyorum, artık her şey çok kolay. Sokaktan korkmuyorum aksine sanki yıllardır buradaymışım gibi hissediyorum zaman zaman tavan yapan özgüvenim, zaman zaman yerin dibine giriyor. Dengeyi sağlamaya başladığımı hissettiğim her günün ardından, dengesiz bir gün daha geliyor. O yüzden sıkmıyorum kendimi, bıraktım. “Rahat ol” dedim kendime. Öyleyse, böyle.
Şimdi sabrımı sınıyorum. Tolstoy okumak, bende intihar eğilimine yol açsa da hayatı derinden anlamama ve nesnelerin gereksizliğini öğrenmeme yardımcı oluyor. Dün uzun süre açmadığım bi kitabın sayfasını açtım, okudum okudum ve yine okudum. Son günlerde her gün birbirinin aynıydı. Kitap değişiklik yapmamı öneriyordu, bende yaptım. Dün’ü değiştirdim. Önce beynimi sulandırdım sonra manasızca gülümsedim, artık gözlerim kahverengi değil kırmızıydı. Kendimi kontrol altında tutmaktan vazgeçtim ve rüzgarın estiği yöne doğru çevirdim rotamı… inanmaktan hiç vazgeçmediğim her şey sepette, yanımda duruyordu bende başında öylece bekliyorum. Nehrin sakince akışını seyrettim, önceden olsa iyi gelirdi ama gelmedi. Neyse boşver!
Ahını aldığım her kim varsa özür dilerim, her şey için… Ben değiştim ya da değişiyorum desek daha doğru olur. Net, açık, yalın, dürüst olmanın keyfini sürüyorum. Hayatın sadece bana ait olduğu bir alanda olduğumu bilmek içimi rahatlatıyor. Tek sıkıntım: özlem duygum! Neyse onu da şımarıklığıma versek, iyiyim yani… 
Gülçin Güler

21 Mayıs 2011 Cumartesi

BEN İNGİLTERE'DEYKEN... 1

İngiltereye geleli sadece 11 gün oldu.  ama sanırım 2 yıl gibi hissediyorum. Anlatacak çok şey, yazacak daha  çok şey var. Yeni sorunlarım, seni sevinçlerim ve yine özlem duygum var. Sabırlı olmadığımı bir kez daha gördüm ama sanıyorum 'zaman' dedikleri -en iyi- ilaç bana da iyi gelecek.
Burası, bana en küçük davranışımın bile; yetiştiğim kültürün öğesi olduğunu, aslında yaptığım her şeyin benim dışımda varolduğunu anlamamı sağlıyor. Sanki bir kavanozdan çıkmışımda okyanusa açılmışım gibi… Yabancı olduğunu hissettiren konuşulan dil değil, yaşam biçimi. Bazı şeyler var değişmiyor sanki, gerçi bunu söylemek için biraz erken ama şimdilik öyle düşünüyorum. Aynı olan duygular, hisler, tartışmalar var. Mesela “aile trajedisi” aynı, kadının gözlerinden çıkan alevle, adamın öfkeli bakışları benzer; sadece dil farklı ama ardından gelen üzüntü tıpatıp bizdekinin aynısı…
Buradaki de yaşamak, oradaki de… Değişimi yaratmak sana kalmış. Öz değerlerini kaybetmeden, uyum sağlamak en güzeli… Görülecek ne çok yer var, daha bilmediğim ne çok şey var. Hepsini öğrenmek imkansız ama en azından hayatın hiçbir gününü boşa geçirmemek lazım.

Geleliden beri 3 kere kayboldum, bugünkünü de sayarsak 4 oldu. Normalde haritama baka baka gidiyorum ama nasılsa biraz öğrendim bakmadan da gidebilirim diye düşündüm. 10 dakikalık yolu 45 dakika da geldim. Çünkü yarım saatin sonunda, bir de baktım ki başladığım yerin yan sokağına çıkmışım. Bu kadar zayıf yer yön duygusu olan başka bir canlı daha yoktur herhalde… neyse kaldırımın kenarına oturup, kendime kızmakla meşgulken; haritadan doğru yolu aramaya koyuldum. Bir yandan da bisikletimle konuşuyordum. Yaşlı bir dede yanımdan geçerken kaybolduğumu anladı ve durdu. İstersen yardım edeyim dedi haritaya baktı. Doğru yönü gösterdi. Sinirlenince suratımda oluşan mal, agresif, gergin ifadenin ülke sınırı tanımadığını da bugün anladım. Çünkü “sevimli dede” bana giderken dedi ki: “ Sanırım yeni geldin, tabiî ki de kaybolacaksın, bak ne güzel bir yolda kaybolmuşsun; ağaçlar, kuşlar, renkler… Tadını çıkar.  Belki daha sonra yine kaybolursun, bisikleti durdur, derin bir nefes al, beşe kadar say, biraz etrafı seyret, sonra haritana yeniden bak, çünkü o zaman gitmen gereken yolu bulacağına eminim.”
Sanki film çekimindeyim sandım. Yani küçük bir şok yaşadım. Sanki filozof dedeyi bana yol tarif edip, hayatla ilgili cümleler kursun diye birisi yollamış gibiydi.  Resmen öyle oldu. Dede cümlesini bitirip kendi gideceği yola yöneldi. Yavaş adımlarla kayboldu, bende bir süre etrafı seyredip; yüzüme hafif hafif çarpan rüzgarın tadını çıkardım. Ve evin yolunu da çok kolay buldum. Sanırım o yolu asla unutmam. Ama o dedeyi bir daha görür müyüm bilmem?
Gülçin Güler