kız otobüse biner, koltuğunu bulur cam kenarı, hep yan koltuğunun boş olduğunu hayal ederek oturur koltuğuna, genellikle çaresiz genç anneler ve kucağında bebekleri, vurdumduymaz anneler ve haşarı çocukları, koluyla dürtükleyen orta yaşlı teyzeler ya da seyahate çıkmanın heyecan verici yükünü taşıyan üniversiteli bir genç bayan... yan koltukta biri vardır ve modernleşen, teknolojinin hat safhada olduğu otobüslerde çeşit çeşit filmler vardır. içi özlemle dolu olan kızın ilk atladığı cevap romantik komediler olur. bir hayal alemine dalmak üzeredir bir yandan tekerlekler kat ederken yolu, aklı olduğu yerde durmamaktadır, gittiği yolun sonunda filmin ortasına düşeceğini sanmaktadır.
bu karlı havada kısacık olan mesafe uzadıkça uzadığı için ardı ardına bir kaç romantik film izlediğim için iki gündür etkisinden kurtulamadım. filmler arasındaki ortak paydaları bulmak çok kolaydı. olay örgüsünün hep aynı olması, o romantik hem de oldukça kaba ve maço, o ilk başlayan nefret dolu anların kendini romantizme bırakışı falan... ama hep sevdim bu yinelenen filmleri, oyuncuların ve şehirlerin, ülkelerin farklı olmayışı bile, esas oğlanın aylak aylak dolaşması, espri anlayışı, kapanmayan eski bir yarasının oluşu, şarap içenin değil de hunharca bira şişesini deviren erkeğin kazanması oyunu... yine de sevdim. kendimi kızın yerine koymadan izlediğim filmlerden bunlar. biz o kız olmayacaktık; ama o erkek ortalamada aranıpta bulunamayan erkektir.
romantik filmler geçidinden bir çıkış, otobüsten iner kız.
romantik filmler geçidinden bir çıkış, otobüsten iner kız.
Ceren'14aralık2010



yol arkadaşları tıpkı senin gibi...
YanıtlaSilizlediğim her romantik-komedi filminden sonra yüzümde oluşan hafif tebessümü uzun süre geçiremem... hatta bazen abartıp, bir süre kendimi filmdeki karakterlerden biri gibi hissederim :) ahh ahh...
YanıtlaSil