21 Mart 2013 Perşembe

BEN NERDEYİM!


-          “Neden bu ev bu kadar büyük, bu kadar çok odası var? Ben nerdeyim, pardon, bakar mısınız, size diyorum, cevaplar mısınız?”
Zamanın bir oyunu muydu bu, yoksa ben mi aldanıyordum? Anlamadım nasıl bu hale geldim. Önce reflekslerim zayıfladı, eskisi gibi yürüyemez, iş yapamaz oldum sonra gözlerim az görmeye başladı hemen ardında kulaklarım işitmez oldu. Gereksiz hissettim, hissettirdiler. Ama hala hayattaydım, yaşıyordum. Aklım ara sıra gidip gelse de, yine de çalışıyordu.
Ellerime baktım, sanki benim değillerdi. Ayaklarımda bir karıncalanma vardı, sanki 2 saat üstüne oturmuşumda tutulmuş gibi… Sonra dedim ki; en iyisi bir duş alıp kendime geleyim, bu koca yerde en azından bir banyo vardır. İşte o an başım ve sağ kolumdan başka bir yerimi kıpırdatamadığımı fark ettim. Ne yapmalıydım şimdi, bana noldu? Kim yaptı, neden? Yarın sabah işe gitmem gerekiyor… Bu halde nasıl giderim?

-          “Ben nerdeyim, pardon, bakar mısınız, size diyorum, cevaplar mısınız?”
Belki de bir oyunun içindeyim, haberim yok. Eğer bu bir şakaysa, hiç hoşlanmadım baştan diyeyim.  Hem ne ciddi bir oyun bu böyle, ben eve gitmek istiyorum sıkıldım. Odama kapı çalmadan girdiğiniz için utanmalısınız, hem ben şu an televizyon izlemek istemiyorum ki! Sana diyorum, bir baksana çocuğum.
Boğazım kurudu. Bakındım usulca, meyve suyuna benzer bir şeyin hemen solumdaki küçük kahverengi masanın üzerinde olduğunu gördüm. Sağ kolumla yetişmek için uzandım, uzandım tekrar uzandım. Tam bardağı kavradığımı düşünürken birden kaydı ve yere düştü. Ne yapacağım şimdi, hepsi boca oldu. Bakakaldım. Düşünürken, uykuya dalmışım
Gözlerimi açtığımda, genç kahverengi uzun saçlı bir kız kocaman bir gülümsemesiyle bana bakıyordu. Elindeki bir bardak suyu uzattı. Sanırım suya ihtiyacım olduğunu yerdeki boş bardaktan anlamıştı. Beyaz gömlek ve siyah pantolon giyiniyordu. Acaba hemşire miydi, acaba ben hastanede miyim? Evet, evet öyle olmalı. Şimdi anlıyorum. Ben bir kaza geçirmiş olmalıyım, o yüzden buradayım. Sanki ben konuşmuyor muşum gibi, kız kendi kendine konuşmaya başladı. Bana bakıp bir şeyler söylüyordu. Değişik bir aksanı vardı.
Yorgun hissediyordum. Artık soru soracak halim bile kalmamıştı. Gözlerimi dinlendirmek için birkaç dakikalığına kapattığımda uyuyakalmışım. Hayal meyal hatırlıyorum, aynı kız geçe ara ara gelip nasıl olduğuma baktı, su verdi. Sabah geldi, ilaçlarımı getirdi, saçlarımı taradı, gözlüğümü taktı. Sonra gitmesi gerektiğini söyledi. Ve gitti.
Sonra gün boyu başkaları geldi, gitti, geldi ve yine gitti. Burası hastane değil başka bir şeydi, ama ne? Acaba delirdim mi?
-          “Ben nerdeyim, pardon, bakar mısınız, size diyorum, cevaplar mısınız?”


İki kişi elinde dosyalarla başımda dikeliyor, benim hakkımda konuşuyorlardı.
-          “Ben nerdeyim, pardon, bakar mısınız, size diyorum, cevaplar mısınız?”
Sanki beni duymuyorlardı, ya da ben konuşmuyordum. Hayatımda ilk kez gördüğüm değişik bir makineyle, iki kişi daha odaya girdi. Sonra bu makineyi bir kaldıraç gibi kullanıp beni yerimden kaldırıp koltuğa oturttular. Yatakta uzanarak geçen 2 günün sonunda koltuğa oturabilmekte güzeldi. Şu anda tek merak ettiğim: nerede olduğumdu… günler, geceler, aylar geçti. Ben hala buradayım.
Bir gün, 80’li yaşlarda zayıf beyaz saçlı bir kadın odama girdi ve bana “nerde olduğunu ve kim olduğunu sordu?” cevaplayamadım. Çünkü iki soruyu da bilmiyordum. Kadın kendi kendine konuşmaya devam etti ve odadan ayrıldı.
O gün uyandığımda değişik hissediyordum. İşleyen kolumu da hissetmediğimi fark ettim. Bana su getiren kız gelmez oldu. Ambulans seslerini işittim, birden herkes odama doluştu, dosyalar incelendi, ne olurdu bilmiyordum. Kısa bir süre sonra kızlarım geldi. Onları görmek çok güzeldi. Sanırım eve gitme zamanım geldi. Sonunda, hele şükür eve dönüyorum. Büyük kızım bana bakarak ağlıyordu. Neden? Küçük kızım her zamanki gibi daha soğuk kanlı bir şekilde olanı biteni anlamaya çalışıyordu.
“ Dünden beri yemeyi içmeyi bıraktı, tahminimizce 2 belki 3 günlük ömrü kaldı. İsterseniz başında bekleyin isterseniz vefat gerçekleştiğinde haber verelim, gelin.”
İki kızımın yüzünde de endişe ve üzüntü vardı. Ve sanırım ben ölüyordum. Ben buraya ölmek için mi gelmiştim, neden buradaydım? Ben iyiyim dedim, hadi alın beni gidelim dedim, duyan olmadı. Neden aylarca hiç gelmediniz? Ben hep buradaydım.
Sonra kahverengi saçlı kız geldi. Bana tek gülümseyen oydu, yine gülümsedi. “seni görmek güzel” dedi. Elimi öptü, yanağıma dokundu, bir parça pamukla hafifçe dudaklarıma ve çevresine su koydu.
Büyük kızımın onunla konuştuğunu gördüm. Diyordu ki: “Saat çok geç oldu, çok yorgunum birkaç saat eve gitmeliyim bu esnada anneme bir şey olursa diye gidemiyorum. Rica etsem yanında bekleyip elini tutar mısın, ölürken yalnız hissetsin istemiyorum”  dedi.
n  Tamam” dedim. Hayatımın en uzun saatlerini geçirdim. Ölmesin diye dua ettim. Ellerinin yavaş yavaş morardığını gördüm. Sonra ayakları buz gibi oldu. İki kere gözlerini kocaman açtı. Baktı bana… o an gülümseyemedim. Sadece ellini sıkıca tuttum…
Gulcin Guler

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder