-
“Neden bu ev bu kadar büyük, bu kadar çok odası
var? Ben nerdeyim, pardon, bakar mısınız, size diyorum, cevaplar mısınız?”
Zamanın bir oyunu muydu bu, yoksa
ben mi aldanıyordum? Anlamadım nasıl bu hale geldim. Önce reflekslerim
zayıfladı, eskisi gibi yürüyemez, iş yapamaz oldum sonra gözlerim az görmeye
başladı hemen ardında kulaklarım işitmez oldu. Gereksiz hissettim,
hissettirdiler. Ama hala hayattaydım, yaşıyordum. Aklım ara sıra gidip gelse de,
yine de çalışıyordu.
Ellerime baktım, sanki benim
değillerdi. Ayaklarımda bir karıncalanma vardı, sanki 2 saat üstüne oturmuşumda
tutulmuş gibi… Sonra dedim ki; en iyisi bir duş alıp kendime geleyim, bu koca
yerde en azından bir banyo vardır. İşte o an başım ve sağ kolumdan başka bir
yerimi kıpırdatamadığımı fark ettim. Ne yapmalıydım şimdi, bana noldu? Kim yaptı,
neden? Yarın sabah işe gitmem gerekiyor… Bu halde nasıl giderim?
-
“Ben nerdeyim, pardon, bakar mısınız, size
diyorum, cevaplar mısınız?”
Belki de bir oyunun içindeyim,
haberim yok. Eğer bu bir şakaysa, hiç hoşlanmadım baştan diyeyim. Hem ne ciddi bir oyun bu böyle, ben eve gitmek
istiyorum sıkıldım. Odama kapı çalmadan girdiğiniz için utanmalısınız, hem ben
şu an televizyon izlemek istemiyorum ki! Sana diyorum, bir baksana çocuğum.
Boğazım kurudu. Bakındım usulca, meyve
suyuna benzer bir şeyin hemen solumdaki küçük kahverengi masanın üzerinde
olduğunu gördüm. Sağ kolumla yetişmek için uzandım, uzandım tekrar uzandım. Tam
bardağı kavradığımı düşünürken birden kaydı ve yere düştü. Ne yapacağım şimdi,
hepsi boca oldu. Bakakaldım. Düşünürken, uykuya dalmışım
Gözlerimi açtığımda, genç
kahverengi uzun saçlı bir kız kocaman bir gülümsemesiyle bana bakıyordu. Elindeki
bir bardak suyu uzattı. Sanırım suya ihtiyacım olduğunu yerdeki boş bardaktan
anlamıştı. Beyaz gömlek ve siyah pantolon giyiniyordu. Acaba hemşire miydi,
acaba ben hastanede miyim? Evet, evet öyle olmalı. Şimdi anlıyorum. Ben bir
kaza geçirmiş olmalıyım, o yüzden buradayım. Sanki ben konuşmuyor muşum gibi, kız
kendi kendine konuşmaya başladı. Bana bakıp bir şeyler söylüyordu. Değişik bir
aksanı vardı.
Yorgun hissediyordum. Artık soru
soracak halim bile kalmamıştı. Gözlerimi dinlendirmek için birkaç dakikalığına
kapattığımda uyuyakalmışım. Hayal meyal hatırlıyorum, aynı kız geçe ara ara
gelip nasıl olduğuma baktı, su verdi. Sabah geldi, ilaçlarımı getirdi,
saçlarımı taradı, gözlüğümü taktı. Sonra gitmesi gerektiğini söyledi. Ve gitti.
Sonra gün boyu başkaları geldi,
gitti, geldi ve yine gitti. Burası hastane değil başka bir şeydi, ama ne? Acaba
delirdim mi?
-
“Ben nerdeyim, pardon, bakar mısınız, size
diyorum, cevaplar mısınız?”
İki kişi elinde dosyalarla
başımda dikeliyor, benim hakkımda konuşuyorlardı.
-
“Ben nerdeyim, pardon, bakar mısınız, size
diyorum, cevaplar mısınız?”
Sanki beni duymuyorlardı, ya da
ben konuşmuyordum. Hayatımda ilk kez gördüğüm değişik bir makineyle, iki kişi
daha odaya girdi. Sonra bu makineyi bir kaldıraç gibi kullanıp beni yerimden
kaldırıp koltuğa oturttular. Yatakta uzanarak geçen 2 günün sonunda koltuğa
oturabilmekte güzeldi. Şu anda tek merak ettiğim: nerede olduğumdu… günler,
geceler, aylar geçti. Ben hala buradayım.
Bir gün, 80’li yaşlarda zayıf
beyaz saçlı bir kadın odama girdi ve bana “nerde olduğunu ve kim olduğunu sordu?”
cevaplayamadım. Çünkü iki soruyu da bilmiyordum. Kadın kendi kendine konuşmaya
devam etti ve odadan ayrıldı.
O gün uyandığımda değişik
hissediyordum. İşleyen kolumu da hissetmediğimi fark ettim. Bana su getiren kız
gelmez oldu. Ambulans seslerini işittim, birden herkes odama doluştu, dosyalar
incelendi, ne olurdu bilmiyordum. Kısa bir süre sonra kızlarım geldi. Onları görmek
çok güzeldi. Sanırım eve gitme zamanım geldi. Sonunda, hele şükür eve dönüyorum.
Büyük kızım bana bakarak ağlıyordu. Neden? Küçük kızım her zamanki gibi daha
soğuk kanlı bir şekilde olanı biteni anlamaya çalışıyordu.
“ Dünden beri yemeyi içmeyi
bıraktı, tahminimizce 2 belki 3 günlük ömrü kaldı. İsterseniz başında bekleyin
isterseniz vefat gerçekleştiğinde haber verelim, gelin.”
İki kızımın yüzünde de endişe ve
üzüntü vardı. Ve sanırım ben ölüyordum. Ben buraya ölmek için mi gelmiştim,
neden buradaydım? Ben iyiyim dedim, hadi alın beni gidelim dedim, duyan olmadı.
Neden aylarca hiç gelmediniz? Ben hep buradaydım.
Sonra kahverengi saçlı kız geldi.
Bana tek gülümseyen oydu, yine gülümsedi. “seni görmek güzel” dedi. Elimi öptü,
yanağıma dokundu, bir parça pamukla hafifçe dudaklarıma ve çevresine su koydu.
Büyük kızımın onunla konuştuğunu
gördüm. Diyordu ki: “Saat çok geç oldu, çok yorgunum birkaç saat eve gitmeliyim
bu esnada anneme bir şey olursa diye gidemiyorum. Rica etsem yanında bekleyip
elini tutar mısın, ölürken yalnız hissetsin istemiyorum” dedi.
n
Tamam” dedim. Hayatımın en uzun saatlerini
geçirdim. Ölmesin diye dua ettim. Ellerinin yavaş yavaş morardığını gördüm. Sonra
ayakları buz gibi oldu. İki kere gözlerini kocaman açtı. Baktı bana… o an
gülümseyemedim. Sadece ellini sıkıca tuttum…
Gulcin Guler


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder