3 Ağustos 2011 Çarşamba

İngiltere'den (hasretle) aileme


babacım önce videoyu izle sonra yazıyı oku emi...

hiç bu kadar uzun süre sizden ayrı kalmamıştım, üniversite de yakın bi şehirde olmanın avantajıyla ay da bi geliyordum ne güzel oluyodu...
başucuma astığım fotoğrafınızla konuşuyorum her gün, çok özledim çookkk....
hani bi bayram çalıştığım için gelememiştim de, siz Antalya'ya gelmiştiniz... sanırım bu sefer biraz fazla uzağa gittim :( keşke bi mucize olsa da bayramda yanınızda olabilsem...
sizin gibi bi aileye sahip olduğum için çok şanslıyım, buraya gelince bunu daha iyi anladım.
bazen kendimi çok güçlü hissediyorum, sanki herşeyi başarabilecek gibi ama bazen de sizden bu kadar uzakta olduğum için savunmasız bebekler gibi korkuyorum.
bişey daha itiraf edeyim, durmadan sizi anlattıgım için etrafımdakilerin sıkılmaya başladıgını fark ettim...bende artık kendi kendime düşünüyorum.
bazı zorluklar olsa da, genel olarak iyiyim...okulumda iyi gidiyo, herşey planladığım gibi giderse kasım ya da aralıkta ki sınava giricem... beni merak etmeyin...
ordaki gelişmelerden haberdar edin...
kendinize, sağlığınıza dikkat edin...
çok öpüyorum.
mutlu kalın...
Gülçin Güler 

29 Temmuz 2011 Cuma

İngiltere günlüğü 3

İngiltere' de ilk gün :) şaka gibiydi, öyle şaşkın bakıyodum ki etrafa
altta fotoğraftaki tipe baksana :)
aman da aman alışmışta kendisiyle dalga gecermiş :) ha haa
geldiğim ilk gün Londra' da kalmıştım
iyi bir rehber eşliğinde 1,5 gün gezdim, sonra da
okulumun olduğu şehre geçtim.


ilk geldiğim gün çok heycanlıydım,
 saf saf etrafa bakıyodum, bırak İngilizce cümle kurmayı Türkçe'yi bile unutuyodum ara ara... 


bu üsteki fotoğrafların hepsi geldiğim ilk 2 günde Londra'da çekildiklerimden, yazının yanısıra zaman zaman fotoğraf eklesem iyi olur diye düşündüm.
"Yediğin içtiğin sende kalsın, gezip gördüğünü anlat" felsefesiyle ilerleyip, elimden geldiğince anlatıcam bundan sonra...

Ailemin, arkadaşlarımın ( ziynep, burcu, nida, ceren, kader, sırma, sunay, esra, gülcan...say say bitmicek:) hepiniz), kuzenlerimin beni merak ettiğini biliyorum. o yüzden de fotograf eklemek iyi olur dedim. gayet iyiyim, herşey yolunda, hepinizi çok seviyorum... elimden geldiğince eklerim zamanla...
Gülçin Güler
28.07.2011 - Bournemouth / UK 

14 Temmuz 2011 Perşembe

İngiltere günlüğü 2


2 ay 4 gündür buradayım… Ve zaman hızlandı. Alışıyorum galiba…  
İnkar edemem, özlem duyduğum çok fazla şey var. Ama öğrendiğimde çok fazla şey var. Bisikletli yaşama tamamen uyum sağladığımı hissediyorum, artık her şey çok kolay. Sokaktan korkmuyorum aksine sanki yıllardır buradaymışım gibi hissediyorum zaman zaman tavan yapan özgüvenim, zaman zaman yerin dibine giriyor. Dengeyi sağlamaya başladığımı hissettiğim her günün ardından, dengesiz bir gün daha geliyor. O yüzden sıkmıyorum kendimi, bıraktım. “Rahat ol” dedim kendime. Öyleyse, böyle.
Şimdi sabrımı sınıyorum. Tolstoy okumak, bende intihar eğilimine yol açsa da hayatı derinden anlamama ve nesnelerin gereksizliğini öğrenmeme yardımcı oluyor. Dün uzun süre açmadığım bi kitabın sayfasını açtım, okudum okudum ve yine okudum. Son günlerde her gün birbirinin aynıydı. Kitap değişiklik yapmamı öneriyordu, bende yaptım. Dün’ü değiştirdim. Önce beynimi sulandırdım sonra manasızca gülümsedim, artık gözlerim kahverengi değil kırmızıydı. Kendimi kontrol altında tutmaktan vazgeçtim ve rüzgarın estiği yöne doğru çevirdim rotamı… inanmaktan hiç vazgeçmediğim her şey sepette, yanımda duruyordu bende başında öylece bekliyorum. Nehrin sakince akışını seyrettim, önceden olsa iyi gelirdi ama gelmedi. Neyse boşver!
Ahını aldığım her kim varsa özür dilerim, her şey için… Ben değiştim ya da değişiyorum desek daha doğru olur. Net, açık, yalın, dürüst olmanın keyfini sürüyorum. Hayatın sadece bana ait olduğu bir alanda olduğumu bilmek içimi rahatlatıyor. Tek sıkıntım: özlem duygum! Neyse onu da şımarıklığıma versek, iyiyim yani… 
Gülçin Güler

21 Mayıs 2011 Cumartesi

BEN İNGİLTERE'DEYKEN... 1

İngiltereye geleli sadece 11 gün oldu.  ama sanırım 2 yıl gibi hissediyorum. Anlatacak çok şey, yazacak daha  çok şey var. Yeni sorunlarım, seni sevinçlerim ve yine özlem duygum var. Sabırlı olmadığımı bir kez daha gördüm ama sanıyorum 'zaman' dedikleri -en iyi- ilaç bana da iyi gelecek.
Burası, bana en küçük davranışımın bile; yetiştiğim kültürün öğesi olduğunu, aslında yaptığım her şeyin benim dışımda varolduğunu anlamamı sağlıyor. Sanki bir kavanozdan çıkmışımda okyanusa açılmışım gibi… Yabancı olduğunu hissettiren konuşulan dil değil, yaşam biçimi. Bazı şeyler var değişmiyor sanki, gerçi bunu söylemek için biraz erken ama şimdilik öyle düşünüyorum. Aynı olan duygular, hisler, tartışmalar var. Mesela “aile trajedisi” aynı, kadının gözlerinden çıkan alevle, adamın öfkeli bakışları benzer; sadece dil farklı ama ardından gelen üzüntü tıpatıp bizdekinin aynısı…
Buradaki de yaşamak, oradaki de… Değişimi yaratmak sana kalmış. Öz değerlerini kaybetmeden, uyum sağlamak en güzeli… Görülecek ne çok yer var, daha bilmediğim ne çok şey var. Hepsini öğrenmek imkansız ama en azından hayatın hiçbir gününü boşa geçirmemek lazım.

Geleliden beri 3 kere kayboldum, bugünkünü de sayarsak 4 oldu. Normalde haritama baka baka gidiyorum ama nasılsa biraz öğrendim bakmadan da gidebilirim diye düşündüm. 10 dakikalık yolu 45 dakika da geldim. Çünkü yarım saatin sonunda, bir de baktım ki başladığım yerin yan sokağına çıkmışım. Bu kadar zayıf yer yön duygusu olan başka bir canlı daha yoktur herhalde… neyse kaldırımın kenarına oturup, kendime kızmakla meşgulken; haritadan doğru yolu aramaya koyuldum. Bir yandan da bisikletimle konuşuyordum. Yaşlı bir dede yanımdan geçerken kaybolduğumu anladı ve durdu. İstersen yardım edeyim dedi haritaya baktı. Doğru yönü gösterdi. Sinirlenince suratımda oluşan mal, agresif, gergin ifadenin ülke sınırı tanımadığını da bugün anladım. Çünkü “sevimli dede” bana giderken dedi ki: “ Sanırım yeni geldin, tabiî ki de kaybolacaksın, bak ne güzel bir yolda kaybolmuşsun; ağaçlar, kuşlar, renkler… Tadını çıkar.  Belki daha sonra yine kaybolursun, bisikleti durdur, derin bir nefes al, beşe kadar say, biraz etrafı seyret, sonra haritana yeniden bak, çünkü o zaman gitmen gereken yolu bulacağına eminim.”
Sanki film çekimindeyim sandım. Yani küçük bir şok yaşadım. Sanki filozof dedeyi bana yol tarif edip, hayatla ilgili cümleler kursun diye birisi yollamış gibiydi.  Resmen öyle oldu. Dede cümlesini bitirip kendi gideceği yola yöneldi. Yavaş adımlarla kayboldu, bende bir süre etrafı seyredip; yüzüme hafif hafif çarpan rüzgarın tadını çıkardım. Ve evin yolunu da çok kolay buldum. Sanırım o yolu asla unutmam. Ama o dedeyi bir daha görür müyüm bilmem?
Gülçin Güler

3 Mayıs 2011 Salı

pina, ah pina...

ne düşündüm izlerken seni, sinemanın beş dolu koltuğundan birinde otururken, gözlüklerimi bir kitap okuyacakmışım gibi taktım, bir resme bakar gibi, fotoğraf çeker gibiydi, üç boyutlu olmasının da içinde, orada hissetmeme yardımı oldu. gördüğüm her şeyi anlatmak isterim; ama izlemeyip okuyanlar olursa diye bekliyorum. ilk "konuş onunla (hable con ella)" filminde tanımıştım pina'yı, "Cafe Müller'i görünce filmde diğer film geldi gözümün önüne ve onu olduğunda daha fazla gerçekliğe kavuşturdu. 


filmde dansçılar o kadar güzel betimliyor ki pina'nın anlatmak istediklerini danslarıyla, bir çok çerçevenin dışında farklı bir yer, gitmek isteyip gidemediğin uzak bir ülkeye gitmek gibiydi dün hissettiklerim. 
onlarla aynı sahnede, aynı toprakta, aynı dolunayda, aynı dalgalar ve sularda olmak isterdim.
düşen sandalyelerde, kapalı gözlerle duvara bir resim gibi çivilenirken, eteklerinden sular etraflarına sıçrarken orada olmak isterdim.









şiddetle tavsiye ediyorum.

3Mayıs'Ceren

2 Mayıs 2011 Pazartesi

la notte etterna

"tamu'ya yuvarlanmak
kaç sonsuz gün düşündürür insanı..."
                                             2004
son zamanlarda hep emma shaplin var kulağımda, yollarımda, yanımda, benimle. bahar gelir, yaz gelir... ateş ağaçlarının çiçekleri söndü. karışık bir mevsim yaşıyoruz, yağmurlar bizimle yol alıyorlar, yağmurda kabuğundan kafasını çıkaran sümüklü böcekler gibi çıkarttım kafamı saklandığım yerden ve dünya ile karşılaştım. kendimi esirgediğim sokaklara çıkmakla başladım işe, okumakla, yazmakla, bakmakla güzel olan şeylere... sevgilinin elini tutmakla, artık uzayan ayrılıkları yakmakla, yerine özet yollar koymakla başladım yeni mevsimlere.
sıkıştırılmış sosyal bir mevsimdeyim. gidilmesi gereken çok yolum var, uzak ülkelere yollanacak dostlar, vedalar, karşılamalar... herkesin bir şeyin ucundan tuttuğu bir mevsimde elim açık bekliyorum, bir şey bana doğru gelecek biliyorum. kucaklanıp kutlanması gereken günler ve geceler...
bir çok şeyi yoluna koyduğu için O'na şükürler...
içim bir taşkın, içim geri çekilmesi gibi denizin, içim bir salıncağın zincirlerinin boşalması gibi, içim bir dübel gibi, asırlardır dönen bir yel değirmeni ve "sonsuz bir gece" gibi...

Milli Tainan Yaratıcı Dans öğrencileri, 2005, photo by Anonim

mayıs2011'Ceren

7 Nisan 2011 Perşembe

Deniz'im


tatlı tatlı bakıyorsun küçüğüm,
gözlerinde ışığın binbir rengi,
sesinde kuş cıvıltıları,
teninde ipek kokusu,
gülüşünde masumiyetin...

hadi uyan şimdi
kurabiye yaptım,
en sevdiğinden tıkır tıkır...
iyiki varsın,
iyiki doğmuşsun
canım kuzenim...