Soğuktan, ayazlardan, beklemekten, beklemenin ne demek olduğunu anlamaktan, defterin kopmuş sayfalarından geçtik, mektuplardan, soluklardan, soğukta buhar olup uçan nefeslerden, en büyük indirimlerden, biletlerden geçtik… sıcaktan, nemden, nemden tenimize yapışan pamuklu elbiselerden, sağ elimizde tuttuğumuz şemsiyelerden, kumlara basan çıplak ayaklarımızdan geçtik, düşen yaprakları topladık ve savurduk, film izledik ve uyuduk, yeni bir şarkı duyduk ve sevdik, rüyalarımızda o şarkıları o sahnelerde biz söyledik, kalpleri kırdık ve topladık, oyun oynadık, mızıkçılık yaptık, kahve içtik, kahveeee içmenin ne demek olduğunu anladık… çiçek topladık, çiçek aldık, çiçeklere baktık… üfleyen pencerelerde uçuşan perdelerin önünde, gök gürültüsünde yorganın altında çocuktuk, atılan bir bombada patladık, tiyatroya gittik, unuttuk ve karşılaştık. Dizi izledik, kaptırdık ve avunduk, televizyonu kapattık ve açtık, tüm fişleri çektik, suyu kapatıp çıktık evlerden, bavullar kaldırdık kaldırımlardan, bavullar gördük gidip gelen… sellere kapıldık, selde çaresizliği, depremi ve lavın içine aldığı sessizce yanan orman insanları gördük. Yeni bir dilden, yeni bir çalgıdan ve bir şeye başlayabilmeyi öğrenmekten geçtik. Yalnızlıktan ve sessizlik nedir onu hatırlayamamaktan, görememekten, duyamamaktan, anlatmaktan, anlaşılamamaktan, sabırlardan ve kitaplardan geçtik. Tam başındaydık, sonunu gördük, gözümüzü açtık ve kapattık, gözümüzü kapatıp açsak geçse dedik, gözümüzü kapatmaktan korktuk. Korkulardan, içine akan yaşlardan ve siyah gökyüzünden geçtik düşlere ve mavi gökyüzüne vardık.
Az bulutlu günlere…
Ceren'7ocak2011

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder