Tam 1 sene önce ve tam bugün bu
ülkeye geldim. O gün ki hislerimi dün gibi hatırlıyorum, heyecan, panik,
sevinç, korku, hüzün, merak hepsi bir aradaydı. Hayatımda ilk kez başka bir
ülkeye yolculuk yapıyordum ve yalnızdım. Nasıl bir yere gidiyorum, acaba yanında
kalacağım aile iyi mi, nasıl insanlar, kaybolur muyum, okul nasıl, derdimi
anlatabilecek miyim, İngilizcem yetecek mi buna… ve buna benzer bir sürü soru kafamda
aralıksız yankılanıyordu.
Neyse ki Londra da havaalanına
indiğimde beni karşılayacak bir Devrim Abi’m vardı ve içim en azından Londra
kısmı için rahattı. Taa ki ertesi gün Bournemouth’a gelene kadar, bu şehre
indiğimde, derin bir yalnızlık hissi birden çöktü sanki… “dil bilmem, yol
bilmem ne işim var benim burada ya” diyen iç sesimi bastırıp, taksiye doğru yol
aldım. Okuldan gelen adres kâğıtlarını göstererek, maymun diliyle, nereye
gitmek istediğimi güç bela açıkladım. Bırak İngilizceyi heyecandan zaten
Türkçeyi de unutmuştum o dakikalarda…
Saat olarak hesaplayınca kısa ama
bana sorarsan sanki on gündür yollardaymışım da, yenice yollucuğum bitmiş
hissindeyken, evi buldu taksici… karnım aç, tuvalete gitmem lazım, bir yandan
valizim, sırt çantam, bir yandan bastıramadığım heyecanlı panik atak yapım… of
hala hatırlıyorum an be an… neyse hangi cümleyle başlasam kendimi nasıl
tanıtsam diye otobüste 3 saat kadar düşünmüştüm, hatta belki konuşamam diye
defterime yazmıştım, şimdi baktım ne saçmalamışım, sanki sınav da çıkarıp kopya
çekecekmiş gibi. Nitekim eve girip beni bekleyen aile ve öğrencileri görünce
dilimi yuttum sanki, konuşamadım. Sorulara sadece “evet, hayır, bilmem” den öte
hiç cevap veremedim. Bir de heyecandan yemekte yiyemedim. Benim gibi açlığa
dayanamayan bir insan için, inanılmaz bir durum yani. Neyse zaten bunu çabuk
atlattım J
çok şanslıyım ki, harika bir aile ye denk geldim. Evin annesi –Luciana- ile çok
iyi anlaştık. Öğrenciler çok yardım sever ve eğlenceli tiplerdi. Onlarla da
uyum sağlamak kolay oldu. Okuldan da bir sürü yeni arkadaşlar edindim. Öyle
böyle derken işte 1 sene uçmuş gitmiş.
Şimdi de oturdum hayat muhasebesi yapıyorum,
geldiğime değdi mi! Bana ne kattı! Hedeflerim için ne ölçüde fayda sağlayacak!
Geleceğim için iyi bişey mi yaptım! Yani anlayacağınız yine sorular yine
sorular, benim sorularım hiç bitmez ki zaten.
1 sene içinde bende ne değişti:
hiç İngilizce konuşamayan ben, şimdi de hiç susmuyorum. Hala daha öğrenecek çok
şey var ama 1 sene önceki İngilizcemle kıyaslayınca aradaki farkı
görebiliyorum. Saçma bir sınav takıntım vardı (ÜDS) ondan almak istediğim puan,
Türkiye de son zamanlarımda artık iyice sinirlerime dokunuyordu. Yani nasıl
desem, kendimi kapana kısılmış fare ve hatta salak gibi hissetmeye başlamıştım, dene dene dene… bir türlü
alamıyordum gerekli puanı. Buraya gelip o sorumu çözeceğimi umuyordum ki ilk 5
ayda yine halledemedim. Arada gelip denedim,yine olmadı. Ama daha sonra denkliği olan bi sınava
burada girdim (İELTS) sürpriz bir şekilde istediğimden de fazla puanı aldım.
Ama ben o puanı alınca fark ettim ki, benim için geçen süreçte o saçma sınav ve
o puan önemini kaybetmişti. O bir ölçü değildi, olamazdı. Ben şimdi puanım var
diye çok mu iyi biliyorum “hayır”, puan alamayan bir insanın İngilizcesi kötü mü
“hayır”… bu olmamalı, böyle olmamalı… en azından ben bu düşünce yapısından
kurtulmalıyım dedim kendi kendime. Hatta kendime acıdım bir an, neden zamanında
o kadar takıntı yapmışım, neden sistemin kurbanı olmuşum diye.
Buraya gelmenin benim için en
büyük zorluğu da ailemden, sevdiklerimden çok uzakta olmak ve istediğim her an
gidememek. Ama onlar bana öyle güzel
destek oluyorlar ki, onları her an yanımda hissediyorum, yani bu sürecin geçici
olduğunu ve benim geleceğim için olduğunu her an vurgulayıp içimi
rahatlatıyorlar. İlelebet burada olamam, yapamam, bana göre değil o… bunu bende
onlarda çok iyi biliyorlar. Bütün kültürlere sonsuz saygım var ama ben kendi
kültürümü çok özlüyorum. Hiç milliyetçi duygulara sahip olmayan ben bile bunu
diyorsam, cidden özlediğimdendir.
Gelelim şu soruya: şimdi burada
ne yapıyorum? Neden hala buradayım? Bu geçen süreçte, büyüdüm, değiştim, çok
öğrendim, hayat tecrübeme tecrübe kattım, kitaplardan okuduğum, televizyondan
gördüğüm ülkelerin insanlarıyla tanıştım, farklı dillerde şarkılar söyledim,
hiç denemediğim bilmediğim yemekler denedim, başka dilde ağladım, konuştum,
güldüm, sayıkladım… buraya gelmekteki ilk amacımdan uzaklaştım çünkü kendimdeki
öğrenme ve gelişme tutkusunu keşfettim. Beni bir yerlere, bir şeylere
sürükleyen tek his bu, eskiden özgürlük hissi olduğunu düşünürdüm ama fark
ettim ki bu değil, kendimi yanlış tanımlamışım. Beni alıp götüren “bilme,
gelişme, öğrenme” hissi… Ben "hayatın" deneyerek öğrenileceğini düşünenlerdenim.
Biz insanlar koyun sürüsü değiliz ki, hepimiz aynı yöne gidelim. Her nerde, ne
yaparsam yapayım; eğer yerimde saydığımı, her şeyin monotonlaştığını
hissedersem, o an bende ipler kopuyor. Bu hayatımın bütün alanlarında geçerli
bir şey benim için. Bende ki akademi tutkusunun sebebi de buradan geliyor olsa
gerek. Çünkü üniversite ortamında olmak demek, kitaplardan, dünyadan,
yazılanlardan, sanattan, yeniliklerden, bilimden, olanlardan haberdar olmak
demek… Ha derseniz ki: gerçekten isteyen bir insan bunu başka bir işte
çalışırken de yapabilir. “evet, katılıyorum” kesinlikle yapabilir. Hatta birçok
insan yapıyor da. Bilmek için araştırmacı ruhunuzun, biraz da merakınızın
olması yeter. Neye ilgi duyuyorsanız onu öğrenirsiniz, takip edersiniz. Öğrenmek,
gelişmek sınırsız- sonsuz bir şey ve ama ben bunu yaparken öğrendiklerimi,
gördüklerimi hislerimle birleştirip yazmak, yayınlamak, aktarmak istiyorum ve
yapacağım da. Akademi takıntımdan kurtuldum diyebilirim aslında… yani
döndüğümde çalışmak için kendime sabit bir alan belirlemedim henüz. Ama ne
yapmak istemediğimi biliyorum en azından…
Her neyse uzun lafın kısası ve
soruların cevabı, bugünlerde hala buradayım çünkü sadece dil okulunu bitirmek
yeterli gelmedi. Ve hala sabrım, enerjim varken, bir de master yapayım öyle
döneyim dedim kendime. Ve başvuru yaptım. Hala bir sonuç gelmedi. Olup
olmayacağını bilmiyorum ama olursa güzel olur. Olmazsa da “vardır bunda da bir
hayır” derim, toplar valizi gelirim. "Planlar, bozulmak içindir" derdi çok saygıdeğer bir hocam... o yüzden herşeye hazırlıklı olmak gerek...
7 Mayıs 2012
Gülçin Güler
not** ilk fotoğraf 1 sene önce bugün çekildi
ikinci fotoğraf bugün çekildi.
(7 farkı bul :) :))
.jpg)
happy anniversary genç :) biz bekliyoruz sen işini bitir gel :P
YanıtlaSilçinçin sana daha booll macera, renk, başarı ama yanında daha da bol kolaylık diliyorum canımın içi. buralar 15 gün kalıp dönmelik. hiç aklın kalmasın :)yazacak daha çok şey biriktir öyle gel derim. öperim.
YanıtlaSil