25 Ekim 2011 Salı

kalbimdeki oturak

çok önemli işler yapmak için güneş doğmadan hazırladım kahvaltıyı, sonra otobüse bindim uyur uyanık, dayadım kafamı cama... uyumak ne güzeldi öyle. rüyalar gördüm, yaşamış olduklarımı ve yaşa-yamamış olduklarımı, yol geçiyordu, ağaçlar uyanıkken, rüyalar uykudayken benimle yol alıyordu. kalbime bir şey oturdu. nereye gitsem yalnızlığım, nerede dursam yalnızlığım konuştu benimle. yolculuğun sonunda kafamı cama çevirdiğimde gördüğüm o manzara soğukların ardından, vücudumun benden ayrı titreyişlerinin, yorgan ve battaniyeden sonra bir mola, nefesti sanki. sıcak akdeniz ikliminin bu denli cazip geleceğini düşünmemiştim hiç. burada insanların yüzünde koca bir sırıtış, anlamsız... biraz bana doğru, biraz benden öte... aşk bu topraklarda buldu beni. bu toprakları terk eylemek zor, ama aşk başka bir toprakta oturmuş beni bekliyor da olabilir. peşine takılıp gidebilirim, peşime takılmalı yahut.
rahat bırakıyorum, rahat değilim ama.
en sevgili yanımla durduğumda, hazırım. sen de hazırlanmalısın.
kalbime oturan şeyi kaldırmak için ben çok çaba sarfettim, başkalarının kalbindeki yükleri de ben kaldırdım.
yükten öyle afalladım ki kalbimdeki oturağa ben yalpalayarak oturdum.

imogen cunningham/ 1952
'sevgili limon
içimiz "akdeniz" filmindeki gibi olmadı
ben ayrılık şarkıları dinleyerek uyumaya çalıştım                                    
öyle çok yağdı ki yağmur, zeytin ağaçları öldü                  
ah limon, korkuyu icat ettim, çok üşüyorum.' Birhan Keskin/Ba



2011'Ceren

27 Eylül 2011 Salı

yazacak binlerce şey

uzun bir ara verdim, yazacak binlerce şey birikmişti, ama unuttum hepsini:) blogdaşım millerce uzaklıktan ayakta tutmaya çalıştı ve başardı da, süsledi bu sayfaları gördükleri, hissettikleri ve tattıklarıyla. bilmiyorum ama Vashti Bunyan'dan "Against the Sky" parçasını dinleyince yeniden blogda olmayı istedim. Hiçbir şeyin değişmediği günlerden seslenmek istiyorum, tatil yapılamayan bir yazda, hasretin tüm sevdiklerim arasında duvarlara tırmandığı günler geçti. biri köyünde dolaşırken bağlarda bahçelerde, biri elinde tüfekle, biri masasının başında aklında planlarla, biri başka bir ülkeden kendine yeni bir dil katarken, bir diğeri başka bir kıtadan soğuk ve balık kokusuyla katıldı aramıza. çok özledik, hep hasret vardı ve bizi buhrana sürüklüyordu. gerilmişti teller, bir melodi çıkaracak kadar gergin tel düşünün, bir orkestra... aynı kelimesinin olmadığı cümleler vardı hep, "başka". 

"Man on Wire"


yoruldum ama yılmadım, motivem düştü, düşmedi değil, yerlerde süründü. hiç yataktan çıkmadığım günler, hiç başından kalkmadığım çalışma masaları... benimle eskiyen arkadaşlıklarımı gezdim birer birer, yeni bir şeyler buldum bazen, tanıdık olmayan bazı hislerle beraber, mutlu olmayı öğrendim. vesveseler... bir dolu, kendimle savaştığım, duvarlarla, sokaklarla, şarkılarla savaştığım vesveselerim... bir leyleğin yuvadan uçması gibi içimden uçarak gittiler. bir leyleğin yuvadan uçarken çıkarttığı sesler ve o büyük kanatlarıyla uzaklaşması biraz incitmiş olabilir beni. 
2011/Kum Heykel Festivali/Antalya




olsun.

kendine yeni bir aşk, yeni bir iş,
yine gülecek bir neden bulan dostlarım 
buseler açtırdı yüzümde. 








11'Ceren



31 Ağustos 2011 Çarşamba

London :)))

Ve, Gülçin Londra'yı sevmeye başlar...



Londra' da evsiz olmak...


 bu şehirde fotoğraf çekmek harika :)


gündüzü başka bi yüzü sanki :)  bu şehirde uyku yok galiba...
çünkü 24 saat ulaşım imkanı var
ve her geldiğimde biraz daha öğreniyorum

metro olayını da çözdüm sayılır :) 
sanki 3 katlı bir şehir gibi resmen yerin altına iki kat daha var...



26 Ağustos 2011 Cuma

İngiltere günlüğü 6

burda zaman nasıl geçer !!!


yazı yazmaya devam :) farkettimde ;hayatımda düzenli olarak yaptığım, yarıda bırakmadığım, hiç vazgeçmediğim tek şey yazı...
bi de okula yakın bi kafe keşfettim "NERO Caffé" harika kahveler deniyorum. hem ucuz hem lezzetli :) her gün aynı -aşağıdaki fotoğraftaki- masaya oturup; bi yandan yazıyorum bi yandan kahvemi yudumluyorum... huzur buluyorum...
yanımdaki yeni oda arkadaşım ... aynı okuldayız, genelde onunda zaman geçiriyorum ama onun okulu sadece 2 ay, sanırım gittiğinde onu özlicem...
***
daha önce hiç denemediğim mutfakların yemeklerini tadıyorum...
 sağ fotoğraftaki Çin mutfağı sol fotoğraftaki Meksika yemeklerinden bir örnek... 
Japon, Çin, Korea yemekleri benzer sadece bazı sosları değişik, genelde deniz ürünleri ve soya sosu içeriyor, beğendim. Meksika mutfağı; bazen fazla acı olsada lezzetli onuda beğendim.
bi çok zaman klasik İngiliz yemekleri yemek zorunda kalıyorum, işin acığı İngiliz mutfağı pek benim damak tadıma göre değil, ama arada güzel yemekleride var tabii..
neyse işin özü annemin yemeklerini ve tarhana çorbasını çok özledim :) :)

 

***

her daim çalışan bir insan olarak, burda da arada çalışıyorum, bu ilk iş yerimden bi fotoğraf...
garson gülçin :) :)
karşıma iyi insanlar çıktığı için çok şanslıyım,
sağolsunlar çok yardımcı oluyorlar...
ama bi ara resmen cv dağıtma uzmanı oldum
cv'den 20-25 fotokopi çektirip, atlıyodum bisikletime, hepsini dağıtıyordum
ee tabi sonra beni geri aradıklarında, oturup iki saat neresiydi diye düşünüyorum

***
burda haftanın 3-4 günü belli mekanlarda farklı konseptlerde partiler düzenleniyo
kültürel bi durum...
çok farklı ülkelerden insanlar olduğu için herkese hitap edilmesi gerekiyor...
arada sınıftan arkadaşlarla katılıyoruz,
eğlenceli oluyo ama bazen beni pek sarmıyo..
gizlice bi köşede oturup insanları izliyorum yada eve dönüyorum
bazen evdeki öğrenciler ve evin annesiyle çıkıyoruz, o zaman çok güzel oluyor..



şimdilik bu kadar.... 
:) :)

14 Ağustos 2011 Pazar

İngiltere günlüğü 5


Bu günlerde, hayatımda hiç olmadığım kadar cesur, güçlü, adaletli ve anlayışlı hissediyorum. Bu kelimelerin her biri; kendi içinde tehlike ve güzellik barındırıyor.
 Normalde olduğumdan çok daha fazla hoşgörülüyüm, nedenini bilmiyorum ama sinir bozucu olaylara bile hafifce gülümseyip sakin tepkiler veriyorum. İnsanların içinde bulundukları durumları anlamaya çalışıyorum. Gerçi, bazen fazla anlayışlı olma durumu beni yoruyor, ama etrafımdakilerin işine geliyor çünkü -umursamazlığın kolgezdiği bu yerde- ben bütün içtenliğimle yardımcı oluyorum. Dinliyorum, izliyorum, şans veriyorum, sabrediyorum. Önyargısız bir şekilde anlamaya çalışıyorum. Her ayrıntının kültürün bir parçası olduğunu biliyorum, kimi zaman kendimi ifade etmekte zorlansamda; bıkmadan tekrar tekrar deniyorum, bi şekilde anlatıyorum. 
 Adaletse; vicdanınız ve gerçekler arasında kurulması gereken hassas bir kantar gibi, öyle hassas tartmanız gerekiyor ki, kimsenin canı yanmasın… Güçlü kelimesini kullanırken biraz tereddüt ettim ancak açıklamasını yaparsam, kast ettiğim anlamı size aktarabilirim. Buradaki gücün anlamı maddi değil. Manevi ve ruhani sağlamlık anlamında kullanıyorum, bazen öyle farklı durumlarla karşılaşıyorum ki (kültürel farklılıklara bağlı olarak), en doğru tepkiyi seçmem gerekiyor. Ve ben bunu yapabildiğimi düşünüyorum. Kendimi; azgın dalgalarla boğuşan büyük bir teknede hayat kavgasında değil, dingin bir nehirde yol alan küçük bir kayıkta düşlüyorum. Kalbimde sevdiklerim, yanı başımda hayallerim ve her gün biraz daha özgürleşen ruhumla… Cesaret, bu kelime ise son zamanlardaki ‘ben’i tanımlayan tek kelime… Deniyorum, daha önce neden sorusunu sormadan kabul ettiğim her şeyi sorguluyorum. Bunu yapmak hayatımdaki kararsızlıkları bir bir yok ediyor ve bu harika bir his… Önceden günlerimi alırdı bazı kararları vermek, şimdiyse içimden beşe kadar sayıp kendime en yakın hissettiğim cevabı veriyorum, açık ve net… kendim için belirlediğim yeni yaşam biçimi tamamen şeffaf, yalın, basit ve dolambaçsız… 
Gülçin Güler

3 Ağustos 2011 Çarşamba

İngiltere'den (hasretle) aileme


babacım önce videoyu izle sonra yazıyı oku emi...

hiç bu kadar uzun süre sizden ayrı kalmamıştım, üniversite de yakın bi şehirde olmanın avantajıyla ay da bi geliyordum ne güzel oluyodu...
başucuma astığım fotoğrafınızla konuşuyorum her gün, çok özledim çookkk....
hani bi bayram çalıştığım için gelememiştim de, siz Antalya'ya gelmiştiniz... sanırım bu sefer biraz fazla uzağa gittim :( keşke bi mucize olsa da bayramda yanınızda olabilsem...
sizin gibi bi aileye sahip olduğum için çok şanslıyım, buraya gelince bunu daha iyi anladım.
bazen kendimi çok güçlü hissediyorum, sanki herşeyi başarabilecek gibi ama bazen de sizden bu kadar uzakta olduğum için savunmasız bebekler gibi korkuyorum.
bişey daha itiraf edeyim, durmadan sizi anlattıgım için etrafımdakilerin sıkılmaya başladıgını fark ettim...bende artık kendi kendime düşünüyorum.
bazı zorluklar olsa da, genel olarak iyiyim...okulumda iyi gidiyo, herşey planladığım gibi giderse kasım ya da aralıkta ki sınava giricem... beni merak etmeyin...
ordaki gelişmelerden haberdar edin...
kendinize, sağlığınıza dikkat edin...
çok öpüyorum.
mutlu kalın...
Gülçin Güler