10 Nisan 2012 Salı

şahane!


gece yatağımda uyumaya çalışırken gördüğüm o beyaz ışıklar, odanın içini gündüz gibi aydınlatan, aklımı bedenimden ayıran sesler, gürültüler, korktuğum ne varsa unutturuyorlar bana. denizin üzerimizden geçtiği küçük bir hayal inşa edip içimdeki tüm vesveseleri erteliyorum. denize baktığında insan bunları mı hissetmeli içinde, sessiz bir dalgalanmayla gecenin içinden akıp giden, tüm köşelerimizden geçerek dolunayın parıldadığı o su kütlesi için yalnızca ben mi korku filmi senaryoları yazıyorum acaba?

kaybetmekten korkarak, kaybolmaktan kendi içimde...
yavaş yavaş kimse görmeden küçülmek 
ve eriyerek bir paspasın altına girmek 
herşeyi görerek; ama engel olamadan 
ve ihtiyaç duyulmadan yerinden çıkarılmayan
bir anahtar gibi yüzüme yaklaştırdım gerçekleri

"Magnifica Presenza"














tepelerden çıktım, nefesim yetmedi
molalar verdim, tepelerden aşağı indiğimde
aşkı seyrettim kordonda yürüyordu, 
aşkı takip ettim karanlık bir sokakta
otobüste beraberdik aşkla
aşk balkondaydı el sallıyordu
aşkı gördüm ağlayarak gidiyordu
aşk sarılmıştı, film izliyordu
çikolata yiyordu aşk,
aşk şarkı söylüyordu ona.


Nisan'2012,Ceren 

29 Mart 2012 Perşembe

25 Ocak 1882-28 Mart 1941   

21 Şubat 2012 Salı

bellek

Her şey dün dertli bir blog yazısı okuduktan sonra başladı, benim derdimi de katladı, katlandığı yerden açıldı ve ortaya saçıldı diyebilirim. Antalya geldi aklıma, sevi'yle geçirilen günler, yıllar, güzel,çirkin bütün anılar. sonra müzik listemdeki parçalardan biri çalmaya başladı: Tori Amos, "Battle of Trees". Gözümün önüne kareler, fotoğraflar, filmler geldi; ama o büyülü sesin altındaki müziğin hangi müzik olduğunu anımsayamadım. Sonra birden!

Odamdaki panoda asılı olan "Yasin'le Ceren Paris'e gitti" yazısı gözümün önüne geldi. Altın Portakal Film Festivali'nde gittiğimiz o film: "Paris" müzikleri, Juliette Binoche ve Romain Duris beni öylesine içine almıştı ki. defalarca izledim sonradan.

Ve şöyle diyordu film:

 

 
Bir gece nereden bulduğumu bilmeden izlediğim şu film ise Yann Tiersen müziğinden sonra beni o kıyıya sürükleyip, kumlarda salınmama yetiyordu: "Piano"
                                                                  
 


8 senenin sonunda 2. kez gidebildiğim Antalya Piyano Festivalinde Labeque Kızkardeşlerin icra ettiği şu eseri de bu filmin müziği sanmıştım. Ama değilmiş, iyi ki değilmiş. Philip Glass ile nasıl tanışırdım:


  

Çağrışımlar
                                                                 


                                                                      
 Yanında huzur bulduğum, sarı defterlerimin büyülü bir şekilde açılıp parmaklarımdan içimin damlamasına izin verdiğim müzik:

 

Aydınlanma yaşadığım o anda odadan içeri gelen o güzel buket çiçek için çok minnettarım, ancak bu kadar anlamlı olabilirdi.

Ceren'2012

12 Şubat 2012 Pazar

Yol Arkadaşım...

   Yorgun bi düşten uyanmıştım, her şey rüya tadındaydı, sanki tadı damağımda kalan bi lezzet gibi, kaldı bende… en derinde bi yerlerde… “ gel” desem, gelmezsin, gelemezsin. Bitti “en güzel hikayem” yine ben bitirdim, yaptıgım en güzel şey “gitmek” birinden, bir yerden, bir şeyden – gitmek- geride kalan her şeye rağmen yine de gidebilmek…
   İkilemler içinde kavrulan ruhuma bi sebep aradım, gezgin tarafım “boşver, yaşamana bak” derken, diğer yandan evcimen kişiliğim sözü aldı “iyi düşün, üzülme sonra, nereye kadar yaşarsın böyle” dedi. İki büyük handikaptı benim için; biri bi elimde diğerini ötekinde, ikisini de sımsıkı tuttum, öylece baktım bi süre… harekete geçmek için enerjim vardı ama yapamadım.
   Sonra birden ışıklar yandı, karanlık gitmişti kendiliğinden… aydınlanan yeni bi gündü, güneşti odama doğan… kendime kızgındım hatta biraz da buruktum, nedenini bilmediğim bi hüzündü bu… nefes alışlarım normale dönmüştü. Yanlış bi yol da yürüseniz de, sadece yürüdüğünüz için mutlu oldunuz mu hiç, ben oldum, sadece mutlu hissetim ‘o’ an ‘o’ dakika mutluydum. Sen bana iyi gelmiştin, her zamanki gibi… ama seni de küstürdüm, sonunda bunu da başardım ya, “bravo bana”
 -  Ne istiyorsun benden! Çık hayatımdan, git, yoruldum senden! Beni böyle seveceksen sevme, sende kalsın sevgin…oynama daha fazla benimle... yeter acı çekiyorum
-   Yapamam, seni üzerim kırarım ama senden gidemem… döner dolaşır sana gelirim, nazım bi sana geçer.
   Bi müzik eşliğinde yazdım sadece, ilham perim bi parça sen bi parça da o’ydu.
Gülçin Güler

6 Ocak 2012 Cuma

Bakışlarımız ne söyler!


Mimiklerimi okuyabilir misin, konuşmasam hiç, baksam, gülsem, ağlasam ya da sadece dursam öylece anlar mıydın?!!
Yüzüme bak! Gözlerime bak ne söylüyorlar! Ne görüyosun?

mesela içlerinden bikaçını beraber analiz edelim:

huzurla başını birinin omzuna koymuşsunda ve hayatın hep aynı huzurla gidicekmiş gibi bakış!










bu da sanki biri süpriz yapmışta çok şaşırmışsın gibi bi bakış!
şaşkın bakış
bu halde bile hala konuşcam diye uğraştığına göre biraz da gevezesin galiba!







inanılmaz mutlusun bakışı! tahminen yanında çok sevdiğin değer verdiğin insanlar var, sohbet ortam falanda çok güzel, bunu gülüşünden anladım zaten bu fotodan gözlerini görmek imkansız gibi bişey!!! 









dut gibi aşıksın bakışı, gözlerini alamıyosun!
bakarken bile için eriyo sanki...








cıvıl cıvıl ' sın bakışı! için içine sığmıyo sanki...
yıllar önce çekilmiş bi fotoğraf, dönüm noktası bi başlangıçtasın...
farkında değilsin ama çok değişiceksin...










hayran hayran, tapar gibi bakmak diye buna derim ben bee!!!
gözün başka hiç bi şey görmüyo, sabitlenmişsin...







aynı anda masum, mutlu, şaşkın,saf, aşık, utangaç bi bakış!!!
ben ilk kez  böyle baktığımı gördüm ve bu tamamen tesadüfi çekilmiş bir fotoğraf, belki hayatımda sadece birine bi kere böyle baktım, aynı anda bu kadar duyguyu yaşamak ne hoş, ne yoğun...  ne güzeldi! umarım herkes hayatında en az bi kere birine böyle bakar.







neyse bana kalırsa ben daha uzun uzun yorumlarım gerisini size bırakıyorum, tavsiyem fotoğraflarınıza bakarken sadece bakmayın, o anı; nasıl ve ne duygular içinde yaşadığınızı anlamak için mimiklerinizden ve bakışlarınızdan ipuçları yakalayın... zihninizde yeniden canlandırın...

zaman ne hızlı, insanın değişkenlere bağlı olarak ne çok duygusal iniş çıkışları oluyo, hayat hep süprizli, hiç bişey hiç bi zaman düşündüğünüz gibi gitmiyo... yine de yaşıyosunuz bi şekilde. bazen birini sadece istemek, sevmek yetmiyo daha fazlası gerekiyo...

benim dışımda bi kişi daha bu fotoğrafların her birinin nerelerde çekildiğini söyleyebilir...
haksızlık edemem, o da bana böyle bakardı... hatta belki daha fazlası...!!!

ama hep mutlu anların fotoğrafı var, ya tartışma anlarımızın fotoğrafı da olsaydı???
o zaman neden gittiğimi anlardın...

Gülçin Güler






22 Aralık 2011 Perşembe

eller


zaman senden iyi olmasın, unutturdu beni. kolumdaki saat sana doğru gidip geldi durmadan, sana doğru sürekli... aklımda kardeşimden ayrıldığım gün bir yabancının gözlerini bulduğumda orada, tüm sıcaklığını ve yakınlığını yitirmiş... bir yol ayrımında kalırken o, dudaklarımın kenarlarından akıp gitti tüm söylemek istediklerim ve bir şaraptan şelale ellerimizin üstünde. yaşamadığın günlerin düşünde nasılsa unuturuz demen gibi, nasıl oldu da unuttuk gerçekten... üzerimizde bir saman kağıdı, üzerinde ellerin çizili, ellerim, kardeşim.

'11,Ceren