6 Ocak 2012 Cuma

Bakışlarımız ne söyler!


Mimiklerimi okuyabilir misin, konuşmasam hiç, baksam, gülsem, ağlasam ya da sadece dursam öylece anlar mıydın?!!
Yüzüme bak! Gözlerime bak ne söylüyorlar! Ne görüyosun?

mesela içlerinden bikaçını beraber analiz edelim:

huzurla başını birinin omzuna koymuşsunda ve hayatın hep aynı huzurla gidicekmiş gibi bakış!










bu da sanki biri süpriz yapmışta çok şaşırmışsın gibi bi bakış!
şaşkın bakış
bu halde bile hala konuşcam diye uğraştığına göre biraz da gevezesin galiba!







inanılmaz mutlusun bakışı! tahminen yanında çok sevdiğin değer verdiğin insanlar var, sohbet ortam falanda çok güzel, bunu gülüşünden anladım zaten bu fotodan gözlerini görmek imkansız gibi bişey!!! 









dut gibi aşıksın bakışı, gözlerini alamıyosun!
bakarken bile için eriyo sanki...








cıvıl cıvıl ' sın bakışı! için içine sığmıyo sanki...
yıllar önce çekilmiş bi fotoğraf, dönüm noktası bi başlangıçtasın...
farkında değilsin ama çok değişiceksin...










hayran hayran, tapar gibi bakmak diye buna derim ben bee!!!
gözün başka hiç bi şey görmüyo, sabitlenmişsin...







aynı anda masum, mutlu, şaşkın,saf, aşık, utangaç bi bakış!!!
ben ilk kez  böyle baktığımı gördüm ve bu tamamen tesadüfi çekilmiş bir fotoğraf, belki hayatımda sadece birine bi kere böyle baktım, aynı anda bu kadar duyguyu yaşamak ne hoş, ne yoğun...  ne güzeldi! umarım herkes hayatında en az bi kere birine böyle bakar.







neyse bana kalırsa ben daha uzun uzun yorumlarım gerisini size bırakıyorum, tavsiyem fotoğraflarınıza bakarken sadece bakmayın, o anı; nasıl ve ne duygular içinde yaşadığınızı anlamak için mimiklerinizden ve bakışlarınızdan ipuçları yakalayın... zihninizde yeniden canlandırın...

zaman ne hızlı, insanın değişkenlere bağlı olarak ne çok duygusal iniş çıkışları oluyo, hayat hep süprizli, hiç bişey hiç bi zaman düşündüğünüz gibi gitmiyo... yine de yaşıyosunuz bi şekilde. bazen birini sadece istemek, sevmek yetmiyo daha fazlası gerekiyo...

benim dışımda bi kişi daha bu fotoğrafların her birinin nerelerde çekildiğini söyleyebilir...
haksızlık edemem, o da bana böyle bakardı... hatta belki daha fazlası...!!!

ama hep mutlu anların fotoğrafı var, ya tartışma anlarımızın fotoğrafı da olsaydı???
o zaman neden gittiğimi anlardın...

Gülçin Güler






22 Aralık 2011 Perşembe

eller


zaman senden iyi olmasın, unutturdu beni. kolumdaki saat sana doğru gidip geldi durmadan, sana doğru sürekli... aklımda kardeşimden ayrıldığım gün bir yabancının gözlerini bulduğumda orada, tüm sıcaklığını ve yakınlığını yitirmiş... bir yol ayrımında kalırken o, dudaklarımın kenarlarından akıp gitti tüm söylemek istediklerim ve bir şaraptan şelale ellerimizin üstünde. yaşamadığın günlerin düşünde nasılsa unuturuz demen gibi, nasıl oldu da unuttuk gerçekten... üzerimizde bir saman kağıdı, üzerinde ellerin çizili, ellerim, kardeşim.

'11,Ceren 

25 Ekim 2011 Salı

kalbimdeki oturak

çok önemli işler yapmak için güneş doğmadan hazırladım kahvaltıyı, sonra otobüse bindim uyur uyanık, dayadım kafamı cama... uyumak ne güzeldi öyle. rüyalar gördüm, yaşamış olduklarımı ve yaşa-yamamış olduklarımı, yol geçiyordu, ağaçlar uyanıkken, rüyalar uykudayken benimle yol alıyordu. kalbime bir şey oturdu. nereye gitsem yalnızlığım, nerede dursam yalnızlığım konuştu benimle. yolculuğun sonunda kafamı cama çevirdiğimde gördüğüm o manzara soğukların ardından, vücudumun benden ayrı titreyişlerinin, yorgan ve battaniyeden sonra bir mola, nefesti sanki. sıcak akdeniz ikliminin bu denli cazip geleceğini düşünmemiştim hiç. burada insanların yüzünde koca bir sırıtış, anlamsız... biraz bana doğru, biraz benden öte... aşk bu topraklarda buldu beni. bu toprakları terk eylemek zor, ama aşk başka bir toprakta oturmuş beni bekliyor da olabilir. peşine takılıp gidebilirim, peşime takılmalı yahut.
rahat bırakıyorum, rahat değilim ama.
en sevgili yanımla durduğumda, hazırım. sen de hazırlanmalısın.
kalbime oturan şeyi kaldırmak için ben çok çaba sarfettim, başkalarının kalbindeki yükleri de ben kaldırdım.
yükten öyle afalladım ki kalbimdeki oturağa ben yalpalayarak oturdum.

imogen cunningham/ 1952
'sevgili limon
içimiz "akdeniz" filmindeki gibi olmadı
ben ayrılık şarkıları dinleyerek uyumaya çalıştım                                    
öyle çok yağdı ki yağmur, zeytin ağaçları öldü                  
ah limon, korkuyu icat ettim, çok üşüyorum.' Birhan Keskin/Ba



2011'Ceren

27 Eylül 2011 Salı

yazacak binlerce şey

uzun bir ara verdim, yazacak binlerce şey birikmişti, ama unuttum hepsini:) blogdaşım millerce uzaklıktan ayakta tutmaya çalıştı ve başardı da, süsledi bu sayfaları gördükleri, hissettikleri ve tattıklarıyla. bilmiyorum ama Vashti Bunyan'dan "Against the Sky" parçasını dinleyince yeniden blogda olmayı istedim. Hiçbir şeyin değişmediği günlerden seslenmek istiyorum, tatil yapılamayan bir yazda, hasretin tüm sevdiklerim arasında duvarlara tırmandığı günler geçti. biri köyünde dolaşırken bağlarda bahçelerde, biri elinde tüfekle, biri masasının başında aklında planlarla, biri başka bir ülkeden kendine yeni bir dil katarken, bir diğeri başka bir kıtadan soğuk ve balık kokusuyla katıldı aramıza. çok özledik, hep hasret vardı ve bizi buhrana sürüklüyordu. gerilmişti teller, bir melodi çıkaracak kadar gergin tel düşünün, bir orkestra... aynı kelimesinin olmadığı cümleler vardı hep, "başka". 

"Man on Wire"


yoruldum ama yılmadım, motivem düştü, düşmedi değil, yerlerde süründü. hiç yataktan çıkmadığım günler, hiç başından kalkmadığım çalışma masaları... benimle eskiyen arkadaşlıklarımı gezdim birer birer, yeni bir şeyler buldum bazen, tanıdık olmayan bazı hislerle beraber, mutlu olmayı öğrendim. vesveseler... bir dolu, kendimle savaştığım, duvarlarla, sokaklarla, şarkılarla savaştığım vesveselerim... bir leyleğin yuvadan uçması gibi içimden uçarak gittiler. bir leyleğin yuvadan uçarken çıkarttığı sesler ve o büyük kanatlarıyla uzaklaşması biraz incitmiş olabilir beni. 
2011/Kum Heykel Festivali/Antalya




olsun.

kendine yeni bir aşk, yeni bir iş,
yine gülecek bir neden bulan dostlarım 
buseler açtırdı yüzümde. 








11'Ceren



31 Ağustos 2011 Çarşamba

London :)))

Ve, Gülçin Londra'yı sevmeye başlar...



Londra' da evsiz olmak...


 bu şehirde fotoğraf çekmek harika :)


gündüzü başka bi yüzü sanki :)  bu şehirde uyku yok galiba...
çünkü 24 saat ulaşım imkanı var
ve her geldiğimde biraz daha öğreniyorum

metro olayını da çözdüm sayılır :) 
sanki 3 katlı bir şehir gibi resmen yerin altına iki kat daha var...



26 Ağustos 2011 Cuma

İngiltere günlüğü 6

burda zaman nasıl geçer !!!


yazı yazmaya devam :) farkettimde ;hayatımda düzenli olarak yaptığım, yarıda bırakmadığım, hiç vazgeçmediğim tek şey yazı...
bi de okula yakın bi kafe keşfettim "NERO Caffé" harika kahveler deniyorum. hem ucuz hem lezzetli :) her gün aynı -aşağıdaki fotoğraftaki- masaya oturup; bi yandan yazıyorum bi yandan kahvemi yudumluyorum... huzur buluyorum...
yanımdaki yeni oda arkadaşım ... aynı okuldayız, genelde onunda zaman geçiriyorum ama onun okulu sadece 2 ay, sanırım gittiğinde onu özlicem...
***
daha önce hiç denemediğim mutfakların yemeklerini tadıyorum...
 sağ fotoğraftaki Çin mutfağı sol fotoğraftaki Meksika yemeklerinden bir örnek... 
Japon, Çin, Korea yemekleri benzer sadece bazı sosları değişik, genelde deniz ürünleri ve soya sosu içeriyor, beğendim. Meksika mutfağı; bazen fazla acı olsada lezzetli onuda beğendim.
bi çok zaman klasik İngiliz yemekleri yemek zorunda kalıyorum, işin acığı İngiliz mutfağı pek benim damak tadıma göre değil, ama arada güzel yemekleride var tabii..
neyse işin özü annemin yemeklerini ve tarhana çorbasını çok özledim :) :)

 

***

her daim çalışan bir insan olarak, burda da arada çalışıyorum, bu ilk iş yerimden bi fotoğraf...
garson gülçin :) :)
karşıma iyi insanlar çıktığı için çok şanslıyım,
sağolsunlar çok yardımcı oluyorlar...
ama bi ara resmen cv dağıtma uzmanı oldum
cv'den 20-25 fotokopi çektirip, atlıyodum bisikletime, hepsini dağıtıyordum
ee tabi sonra beni geri aradıklarında, oturup iki saat neresiydi diye düşünüyorum

***
burda haftanın 3-4 günü belli mekanlarda farklı konseptlerde partiler düzenleniyo
kültürel bi durum...
çok farklı ülkelerden insanlar olduğu için herkese hitap edilmesi gerekiyor...
arada sınıftan arkadaşlarla katılıyoruz,
eğlenceli oluyo ama bazen beni pek sarmıyo..
gizlice bi köşede oturup insanları izliyorum yada eve dönüyorum
bazen evdeki öğrenciler ve evin annesiyle çıkıyoruz, o zaman çok güzel oluyor..



şimdilik bu kadar.... 
:) :)