Şöyle acı bir türk kahvesinin tadı nerde var ki?
El bileklerim hayattan alacaklı gibi kasılmış ve içerden dışarıya doğru yol bulmaya çalışan damarlarıma karşı savunuyor sanki beni. Bir şeyleri unutturur gibi sallanıyorlar ellerim kollarımdan aşağı, biz ellerimle pervasız bir şekilde yürümekteyiz, midem yaza odaklanamamış durumda yine, kalbim ise bir çocuğun hızında seyrediyor, tık tık… tık tık… ben bu yaşımda, gençliğimin baharında, ruhumdan içeri hapsettiğimde sevinci ve coşkuyu patlak veriyor mideme doğru. Kalbim sırtıma doğru bir baskı yapıyor. Bütün bunlar neden oluyor?’a gelecek olursak… Antalya’da bir şenlik, festival, efendime söyleyeyim değişik bir bahardan yaza yatay geçiş durumları hakim. Her yerden bir maskot, her yerden bir mikrofon fırlıyor. Sokaklarda, terk edilmiş alanlarda ve üniversite dahil olmak üzere minik bir karnaval içinde, zaten adımımı attığım her noktada var olan benim dilimi konuşmayan insanlar varken karnavala ne hacet. Her şeyi bir yana bırakıp işte ben; içtiğim için şöyle acı bir türk kahvesi, bilincim açılıyor, sözcükler dökülüyor istemsiz olarak; ama diyorum asıl şenlik markaların gelip oyunlar üretmek adı altında kendi tanıtımlarını yaparken içimizdeki şenliği uyandıramadıkları gibi öğrencilerin kendi aralarında eğlenmesini engellemeleri cabası oluyor. Uzaktan oturup seyredince olanları eskimek, geçmiş, anımsamak, unutmak gibi di’li geçmiş zamanı belirten kelimelerle oynamak geliyor içimden, farenin tekerleğinde kendi kendine dönmesi gibi… bir acı kahvenin tadı işte!
4Nisan’10/Ceren
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder