
karalanmış duvarları kesiyorum.
burada bulunuşumun amacı, seni beklemek değil, seninle oturmak.
burada oturup seninle hayattan ve aşktan bahsetmek...
seninle konuşan insanlara imrenmek değil, seninle konuşmak.
üstüne geliyordur burada her şey kedilerin, çok şey duydum onlar hakkında,
duyduklarımı oldukları yerden kesiyorum.
burası çok sigara içilen bir kent, çok içilen, bardaklarca devrilen bir kent. burası kimin evi olduğu bilinmeyen bir bölme. kutunun bir bölmesi... çok fazla insan gelmeye ve müzik artık melodik gelmemeye başladı. buradan çıkmak için kendimi, sürüklediğim ağır yolculuktan, buradan çıkmayarak aşıyorum.
kendime kelimeler üretmeye çalışıyorum. bir şeyler yazmak adına birkaç kelime türetmeye...
Gözümün içine bakıyor, git buradan diye aynada kendi kendine konuşuyor suretim. bir örtü buldum yerde parçalanmaya yüz tutmuş, kirli ve kokuşmuş. o örtüyü bıraktım usulca aynanın üstüne. kendimi görmekten, kendimi bulmaktan kurtulduğum bu kentte; bana benzeyen, kendinden kurtulmaya çalışan başka bir var olan var. var olan bana doğru yaklaşır ve der ki... "var olmanın sinsi sessizliğinde oturuyorsun".
radyonun artık frekanslarının bozulduğunu ona söylemem lazım.
çok seviyoruz bu yağmurlu günleri hep beraber. hep birlikte bu sularda boğulmaya çalışıyoruz. hep birlikte bir kayık bulduğumuzu düşünüyoruz. hiçbir şey yapmıyoruz. senle ben düşünüyoruz ve ben daha çok dertleniyorum. ben bir nebze vicdanıma dokunuyorum. sen biraz daha fazla kahve kokuyorsun.
sen yanımdan geçerken yüzümdeki istemsiz kasılmayı hissettin mi, yanaklarımın şiştiğini, elmacık kemiklerimin kızardığını, yüzümde çizgilerin belirdiğini, gülümsediğimi, sevdiğimi.
ceren
burada bulunuşumun amacı, seni beklemek değil, seninle oturmak.
burada oturup seninle hayattan ve aşktan bahsetmek...
seninle konuşan insanlara imrenmek değil, seninle konuşmak.
üstüne geliyordur burada her şey kedilerin, çok şey duydum onlar hakkında,
duyduklarımı oldukları yerden kesiyorum.
burası çok sigara içilen bir kent, çok içilen, bardaklarca devrilen bir kent. burası kimin evi olduğu bilinmeyen bir bölme. kutunun bir bölmesi... çok fazla insan gelmeye ve müzik artık melodik gelmemeye başladı. buradan çıkmak için kendimi, sürüklediğim ağır yolculuktan, buradan çıkmayarak aşıyorum.
kendime kelimeler üretmeye çalışıyorum. bir şeyler yazmak adına birkaç kelime türetmeye...
Gözümün içine bakıyor, git buradan diye aynada kendi kendine konuşuyor suretim. bir örtü buldum yerde parçalanmaya yüz tutmuş, kirli ve kokuşmuş. o örtüyü bıraktım usulca aynanın üstüne. kendimi görmekten, kendimi bulmaktan kurtulduğum bu kentte; bana benzeyen, kendinden kurtulmaya çalışan başka bir var olan var. var olan bana doğru yaklaşır ve der ki... "var olmanın sinsi sessizliğinde oturuyorsun".
radyonun artık frekanslarının bozulduğunu ona söylemem lazım.
çok seviyoruz bu yağmurlu günleri hep beraber. hep birlikte bu sularda boğulmaya çalışıyoruz. hep birlikte bir kayık bulduğumuzu düşünüyoruz. hiçbir şey yapmıyoruz. senle ben düşünüyoruz ve ben daha çok dertleniyorum. ben bir nebze vicdanıma dokunuyorum. sen biraz daha fazla kahve kokuyorsun.
sen yanımdan geçerken yüzümdeki istemsiz kasılmayı hissettin mi, yanaklarımın şiştiğini, elmacık kemiklerimin kızardığını, yüzümde çizgilerin belirdiğini, gülümsediğimi, sevdiğimi.
ceren
okumak keyikliydi,ellerine sağlık:))
YanıtlaSilçok güzel yazmışsın cerenim,kimin evi olduğunu bilmediğimiz, neler yaşandığı ancak duvarlarda saklı kalan herhangi bir evin herhangi bir odasında ruhumuzda nice kalıcı güzellikler yahut hasarlar bırakan anılar yaşıyoruz. hepsi o başkalarının hiç bilmediğimiz kişilerin evinde birer anı olarak kalakalıyor.
YanıtlaSil